Vergiler, Bireysel Yatırımcıları Engeller mi?

Dünya ekonomisi koronavirüs sebebiyle Mart ayı itibariyle başlayan önemli bir bozulmaya şahit olmaktadır. Her ne kadar süreç finansal bir kriz olmasa da ekonomik tahribatı minimum düzeyde tutabilmek için ülkeler maliye ve para politikası koordinesinde süreci ilerletmeye çalışmaktadır.  Bu süreci en iyi şekilde idare etmeye çalışan Fed & ABD ikilisi olduğu gibi gerekli desteği Almanya’dan alamadığı için zor bir dönemden geçen ECB, bu süreçte dikkatle takip edilmektedir.

Türkiye 2018 yılı ikinci dönem itibariyle bozulan ekonomiyi toparlamaya çalışırken karşısına çıkan beklenmedik virüs, tüm planların bozulmasına imkan tanıdı. Kaldı ki sınır güvenliği konusunda son dönemde atılan adımlar sebebiyle ülkeler arası gerginliklerin arttığı bir ortamda tıbbi bir sorunun tüm dünyayı sarması hem jeopolitik riskleri öteledi hem de ekonomik dengedeki iyileşmeyi engelleyerek tekrar bozulmasına imkan tanıdı.

Ekonominin gidişatına yönelik olumlu ya da olumsuz fikir beyan etme konusunda genellikle Dolar TL’nin fiyatı incelenir ve bu düşünce ile tüm ekonomik yapı kısır döngü olarak bu görünüme odaklanır. 2018 Ağustos sürecinde yaşanılan kur şoku ve bozulan ekonomik denge, vatandaşların ve devletin tüm planları üzerinde oldukça bozucu bir etki yarattı. Temel hizmet ve tüketim ürünlerinde başlayan zam furyası ile birlikte gerçek enflasyon karşısında eriyen gelirler,  vatandaşların bu süreçte önemli bir şekilde yıpranmasını sağladı. Türkiye’nin lokomotifi Kobi’lerde de mevcut bozulan ekonomik yapı sebebiyle gerek iş gerekse istihdam kayıpları ile ekonomik döngüde oldukça kırılgan bir yapı içerisine girdi.

Koronavirüs sebebiyle ekonomik tahribatı minimuma indirmek adına para ve maliye politikaları ile alınan önemlere karşın mevcut dinamiklerdeki bozulma, gelişmekte olan ülkelerde daha fazla hissedilmiştir. Çünkü belirsizliğin arttığı zamanlarda özellikle yabancılar riske girmek istemezler ve tasarruflarını döviz cinsi varlıklarda ve güvenli limanlarda tutmak isterler. Gelişmekte olan ülkelerde oluşan para çıkışlarda bu görünümde oldukça dikkat çeker. En canlı örnek ise Türkiye’de yılbaşından itibaren 6,6 milyar dolar değerinde bono ve 3,5 milyar dolar değerinde hisse senedi satıldı. Türk Lirası ABD Doları karşısında an itibariyle yüzde 15 yani yıl sonu beklenen yüzde 7,4 enflasyonun iki katı kadar değer kaybetmektedir. Göreceli olarak Dolar karşısında dirençli olduğumuzu gösteren gelişmekte olan ülke sıralamasında en kötü performans an itibariyle yüzde 36 ile Brezilya ve yüzde 26 ile Güney Afrika Randı. Lira’nın bu süreçte 500 puan üzerinde devam eden CDS’e rağmen neden göreceli güçlü olduğunun en net cevabı da bozulan Merkez Bankası rezervi ve bankanın para basma / parasal genişleme sürecinde atmış olduğu adımlar olarak izah edilebilir.

USDTRY gerek iç gerekse dış faktörler sebebiyle 7,27 seviyesine yaklaşması ardından oluşan Swap haber akışı, “beklentiyi satın al gerçekleştiği zaman sat” sloganı eşliğinde kurun 6,80 seviyesine kadar gerilemesine imkan tanıdı. Yeni döneme ilişkin Swap sürecinde yeni gelişmeler olabilir mi sorusunun cevabı için basını takip etmeyi sürdüreceğiz. Ancak şu sıralar Swap haberinden ziyade bireysel yatırımcıların tüm odak noktası son süreçte gelen vergi artırım haberidir.

Bireysel Yatırımcıların TL cinsi varlıklarda kalma isteğini güçlendirmeye yönelik atılan adımların ilki Döviz ve Altın satın alımına yönelik binde 2’lik kambiyo vergisinin yüzde 1’e yükselmesidir. Yani 100 dolarda 1 dolar vergi. Diğeri ise vergi sebebiyle mevduata yerine daha uygun vergi seçeneği sebebiyle özel şirketlerdeki finansman bonosuna olan talep sebebiyle yüzde 10 olan verginin yüzde 15 olarak değişmesidir.

Yapılan bu düzenlemeler, TL cinsi varlıklarda kalma isteğini güçlendirme ve bu süreçteki işlemlerden gelir elde etme olarak 2 amaç izah edilebilir. Ancak buradaki en önemli soru işareti, mevcut kararlardan ziyade bu kararın bireysel yatırımcıları korkutmaktan öte daha fazla teşvik edeceği hususudur. Çünkü vatandaşlar bu tür müdahaleler sebebiyle dövizde çok daha hızlı bir yükseliş olabilir psikolojik paniğe kapılması durumunda vereceği vergiye katlanarak mevcut sürecine devam etmek isteyebilirler. Bu tür zamanlarda kurdaki olası bozulmaları önlemek için caydırıcı önlemler yasaklar yerine Merkez Bankası ve hükümet tarafından güven teşkil edecek açıklamalara ihtiyaç vardır. Özellikle bu gibi durumlarda Merkez Bankasının kredibilitesi kritik bir önem arz etmektedir. ABD Merkez Bankasının eski Başkanı Ben Bernanke, merkez bankası yönetiminde yüzde 2 aksiyon geri kalan yüzde 98 ise iletişimdir diyerek süreci çok net bir şekilde özetlemiştir.

İthalat bağımlılığı, dış borç ve artan döviz ihtiyacı, merkez bankası rezerv kayıpları ve yapısal reform eksiklikleri sebebiyle oluşan dış kırılganlık, oluşan vergi artışına rağmen döviz tarafındaki yükselişlere caydırıcı olmayacaktır. Bu sebeple de dünya literatürüne uygun iktisadi kurallar çerçevesinde ve yönetiminde alınacak ekonomik kararların bireysel yatırımcıların kendi para birimlerine güvenmesine imkan tanıyacağı gibi gelişmekte olan ülkeler kategorisinden çıkış hayalimizin de gerçekleşmesine olanak tanınabilir. Aksi takdirde söz konusu müdahaleler beklenilen etkiyi oluşturamadığı gibi yatırımcı psikolojisindeki bozulmalar sebebiyle beklentinin tam tersi bir etki ile ekonomik açıdan memleketimizi daha zorlu bir sürece sürükleyebilir.

Bu arada ilgili süreçte oluşan tüm vergi artışı detayının Bireysel Yatırımcıları kapsadığı Kurumsal Yatırımcıların herhangi bir şekilde etkilenmediğini de belirtmek isterim.

Son süreçteki vergi detayına yönelik video analiz çalışması yapmak yerine genel bir makale hazırlayarak bu çalışmayı sizlere sunmak istedim. Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.

Bayramınızı tekrar kutlar, sağlıklı ve huzurlu yeni bayramlara ulaşmak dileğiyle..

Kudret AYYILDIR

Add a Comment