Yaman Törüner: Kazanan Hepsini Alabildi mi?

20. yüzyılda, özellikle de 1. ve 2. Dünya Savaşları olmak üzere, savaşların çoğu kazananın hepsini alması adına yapıldı. Ama, kazanan önce hepsini almış gibi görünmüş olsa da, oyuna devam etti ve bir süre sonra kazandığından fazlasını kaybetti. Zamanımızda ise “hepsini almak” için artık savaşmak gerekmiyor.

 
1908’den başlayarak, 1929 dünya ekonomi krizi dahil, aşağıda konu edeceğimiz tüm büyük ekonomi operasyonları en güçlülerin her şeyi ele geçirip dünya ekonomisini yönlendirmesi hedefine sahipti. Yani, James Bond filmlerinde konu edilen “dünyayı ele geçirme” istekleri, tarihte hep var oldu. Bazıları toprak ele geçirerek bu amaçlara ulaşabileceklerini zannettiler; bazıları da ekonomik faaliyetleri yönlendirdiler.

 
20. Yüzyılın ilk yarısı altın madeninin büyük ölçüde egemen olduğu bir yüzyıldı. Merkez Bankaları altın karşılığı olmadan para basmazlardı. İngiltere, Fransa, ABD ve Almanya bu sayede tüm dünyayı kendilerine borçlandırabildiler. Kazanmışlardı; hepsini alıyorlardı. Ama, 1908 yılında geçiştirilen ve 1929-1933 yılları arasında zirveye ulaşıp, neredeyse 2. Dünya Savaşı’na kadar süren ekonomik kriz, sadece altın karşılığı para basıp piyasanın ihtiyacı olan likiditenin sağlanamaması yüzünden çıktı. Kazanan, kaybetmeye başladı ve kazandıklarının hemen hepsini yitirdi. O dönemde bol altın rezervi olan Fransa elindeki altın kadar bile para bassaydı, dünya ekonomisini yönlendirecek gücü elde edecekti.  

 
Savaş sonrası

 
2. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan uluslar arası para sistemi, sadece ABD dolarının karşılıksız basılabilmesi esasına dayanıyordu. Artık, ABD’nin “kazandığı için hepsini alacağı ve dünya ekonomisine hakim olacağı” bir dönem başladı.

 
Aslında bir “1 ons altının 35 ABD Dolarına eşit olduğu” kabul edilmişti. Böylece devletler altınlarını elden çıkartmadan, ABD dolarını kullanarak ödemelerini yapabileceklerdi. Tüm ülkeler, altın rezervlerini ABD de tutmaya başladı ve bunlar karşılığında kendilerine taşıma güçlüğü olmayan yeşil dolarlar verildi veya banka hesaplarına dolar aktarıldı. Ancak ABD, 1 ons altın karşılığında sadece 35 dolar basması gerekirken, gittikçe artan oranda dolar basarak sınırsız mal ve hizmetin kendi ülkesine akmasını sağladı. Kazanan hepsini alıyordu.

 
Ama, 1968 yılında başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri mevcut dolarlarını altına çevirmek istediler. Bu istek karşısında ABD, İMF’yi kullanıp “özel çekme hakları” sistemi sayesinde altın alacağı olan ülkelerin bu isteklerini bir anlamda vadeli senetlere bağlamaya çalıştı. İkinci tedbir olarak, ülkelerin altın talepleri Uluslar Arası Ödemeler Bankası(BIS)ndaki hesap bakiyeleriyle takas edilerek karşılanmaya çalışıldı. Sonunda altına dönmek isteyen ülkelerin taleplerini karşılayamayan ABD doların altına çevrilmesi sözünde duramayacağını açıkladı. ABD bir süre altın satışları yaparak fiyat artışlarını engellemeye çalışsa da 1978’in ilk yarısında altının resmi fiyatı ortadan kalktı. Artık oyun bozulmuş, kazanan oyuna devam ettikçe kaybedeceğini anlamıştı.

 
Kazananın alacağı yeni oyun
 

Hepsini almak için geçtiğimiz yüzyılda tezgahlanan 3. büyük oyun “konvertibilite”, 4. büyük oyun “küreselleşme” oldu. Bu oyunlar hala devam ediyor. Oynanan oyunu fark eden bizim gibi ülkelere ise, “sus payı” veriliyor. Konvertibilite sayesinde güçlü paralar tüm ülkelere rahatlıkla girip çıkarak emniyet içinde ekonomik varlıkları ele geçirmekle kalmayıp; siyaseti de yönlendirebildiler. Bu yönlendirme kuvvetler ayrılığının yeterince uygulanmadığı demokrasilerde çok daha rahat uygulanma olanağı buldu. Paranın serbest dolaşım hakkı, transfer serbestisi ve ülke derecelendirmeleri kullanılarak, karşılıksız basılan paraların hangi ölçüde hangi ülkelere gönderileceği belirlendi. Artık, karşılıksız basılan paralarla sadece mal ve hizmet satın alınmıyor; ülkelerin sınırları içindeki fabrika ve şirketler de ele geçiriliyordu.

 
Yunanistan gibi “cin geçinen” ülke bile, satacak fabrikası olmadığı için karşılıksız basılan kâğıtlar karşılığında borçlandırıldı; borç aldığı paralarla kendisine silah satıldı. Şimdi, borcu faiziyle ödeyecek. 100 milyar dolardan fazla borcunun silindiği söylenip; komşu halkı sevindiriliyor. Oysa, 100 milyar doların borç verilmesi için harcanan, sadece 72,5 dolarlık mürekkep idi.

 

Yaman TÖRÜNER

Milliyet

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Güven Sak: İsrail’de Olup da Burada Olmayan Nedir?

Ülkemizdeki içi boş yenilikçilik tartışmasını manalı kılabilmek için, İsrail’de olup da, Türkiye’de olmayanı anlamak gerekiyor.   Türkiye’de uzunca bir süredir...

Kapat