Uğur Gürses: Kifayetsiz Politikaya Otoriter Payanda

Ankara’nın iradesi bildirildiğinde, hangi bankacı devletle karşı karşıya gelmek ister ki?
 

Bir makro hedefe dönük önlem alındığında; hükümetin, bundan doğrudan etkilenecek sektör temsilcileriyle bir araya gelerek neyin hedeflendiğini, olası sonuçlarını konuşmasından, anlatmasından daha doğal bir şey olamaz. Parametreler o yöne doğru tasarlanmışsa iş ‘arzulanan hedefi’ okumaya kalır. Ya değilse?
 

Bizdeki gibi, sadece para politikası alanında alınan önlemlerin çalışmadığı ortamda, hükümetin de herhangi bir maliye politikası sıkılaşmasına gitmemesi ama istediği sonuç olsun diye sektöre açıkça ‘sopa göstermek’ gibi otoriter bir payandaya dayanması da hiç doğal değil.

 
Geçen hafta, Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin ödül töreni sonrasında gazetelerin ekonomi yöneticileri ile bir araya gelen Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın söylediklerinden, ekonomiyi ‘zapturapt’ altında yönetme konusunda yeterince irade oluştuğu anlaşılıyor. Meğerse daha önce dili sürçmemiş.
 

‘Serbest ekonomi’
 

Birincisi, Merkez Bankası’nca yürürlüğe konulan politika ile (hükümetle birlikte) belirlenen kredi artış eşiğinin aşılması halinde, bankalar ‘kuralı dışı’ tepki ile karşılaşabilecekler. Bu Babacan tarafından ‘devlete karşı gelmek’ olarak niteleniyor.
 

Malum, Merkez Bankası ve Bakan Babacan, 2010’un sonlarında bankacıları da toplayarak, alınan önlemlere kredi genişlemesindeki artış hızının yıllık yüzde 25 gibi arzulandığını ilan etmişti. O günden bu güne, kredilerdeki artış eğilimi hala yüksek seyrediyor. Son 11 haftada, 8 haftalık ortalama üzerinden hesaplanan yıllıklandırılmış TL kredi artış hızı yüzde 30’un üzerinde seyrediyor.
 

Alınan önlem sadece para politikası değişikliği idi. BDDK’nın ise bu politika değişiminden sonradan haberdar olduğunu, ‘ne yapalım, nasıl yapalım?’ diye kuruma sorulmadığını öğreniyoruz. Maliye politikası önlemi masada bile yok. Şimdi gelinen noktada ‘arzulanan yerde’ değiliz. Bankalar mevcut parametreler çerçevesinde bugüne dek kredi verme hızlarını değiştirme gereği duymamışlar. Demek ki önlemler, serbest piyasa ekonomisinde makro düzeyde etkili olamamış.

 
Kamu sopası
 

Peki, Bakan Babacan’ın dediği gibi, kredi genişlemesinde yüzde 25’i aşan bankalar ‘sektörden haksız yere pay kapmış’ olur mu? Babacan’ın, serbest rekabetle haksız rekabeti karıştırdığı çok açık. Madem parametreler herkes için geçerli; kaynağı, sermayesi ve bilançosu uygun bankaların mevcut parametreler ve genel BDDK düzenlemeleri çerçevesinde kredileri istedikleri gibi büyütmesine kim ne diyebilir ki? Bakan Babacan’ın görev ve yetki alanında bulunan kamu bankalarının verdiği TL kredilerde, son 8 haftalık ortalama üzerinden artış eğiliminin yüzde 50’ye vurmasına da kim ne diyebilir? Kifayetsiz bir politika, oyun kurallarının dışındaki ‘sopayla’ işlerlik kazanabilir mi? Belki korku ile kısa vadede evet. Ama ya uzun vadede?
 

İkincisi, oyun dışı kamu ‘sopasının’ ve yaratacağı korkunun muhatabı olan sektörün, kurumsal birliğinin sesi kamu kanalıyla kısılıverdi; Bankalar Birliği’ne kamu bankasından başkan ‘seçildi’. Babacan çok açık biçimde Bankalar Birliği’ndeki seçime hükümetin müdahale ettiğini anlatıyor; “Hüseyin Bey’in adaylığı netleştiğinde biz kendisini desteklediğimizi söyledik”. Tabii ki kamu bankalarının da aday olma hakkı var. Ama ‘Ankara’nın iradesi’ bildirildiğinde, hangi bankacı devletle karşı karşıya gelmek ister ki? O güne dek adları geçen güçlü adaylar çekiliverdiler tabii ki.

 
Ekonomi ‘yönetimi’; çalışmayan parametre ve politikaları ‘devlet sopasıyla’ yürütmek, itirazları da ‘ses kısarak’ yönetmek midir? Otoriter piyasa ekonomisi mümkün müdür?

Uğur GÜRSES

Radikal Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
İş Bankası Bu Hafta Tahvil Satıyor

İş Bankası tahvili satışlarının 6-7-8 Haziran 2011 tarihlerinde halka arz yoluyla yapılacağı bildirildi. İş Bankası’ndan yapılan açıklamada, şubat ve nisan...

Kapat