Uğur Gürses: Finansal Kriz 2.0

Merkez bankaları ne kadar varlık alımı yaparlarsa yapsınlar, piyasaya sürdükleri paralar bankalarca yine kendilerinde tutulacak.
 
Aradan birkaç gün geçmedi; Merkez Bankası’nın ara toplantı yapıp koşarak faiz indirimi yaptığı ‘erken senaryo’ olarak adlandırdığı senaryo boşa çıktı. Şimdi masada olan ikincisi, yani durgunluğa yürüyen gelişmiş ülke ekonomileri senaryosu. Şimdi bu boşa çıkışı gören Merkez Bankası, Başkan Dr. Başçı tarafından Bloomberg’e dün söylenen “Enflasyon riskinden çok, deflasyon riski var” biçimindeki sözlerle iletişimi bu yöne kaydırıyor.
 

‘Erken senaryo’ neden boşa çıktı? Analiz hatasından. Merkez Bankası’nın ‘hedge fon traderi’ gibi bu senaryoya atlamasının arka planında, olası gördüğü bir gelişme vardı. Gelişmiş ülkelerdeki merkez bankaları; ABD’de FED’in, AB’de ise ECB’nin yeni bir parasal miktar genişlemesine başlayacakları varsayılıyordu. Doğru, bu varsayım finansal piyasalarda çok fazla biçimde gündemdeydi. FED üçüncü parasal miktar genişlemesine (QE3) gidecekti. ECB ise Yunanistan, Portekiz ve İrlanda tahvillerinden sonra, İtalya ve İspanya tahvillerini almaya başlayacaktı.

 
Sular durgun olsaydı
 
Kâğıt üstünde, FED ve ECB’nin satın alacağı tahviller karşılığında piyasaya çıkacak dolar ve euronun gelişen ülke piyasalarına akacağını varsayarsanız, hataya buradan başlarsınız. ‘Suların durgun’ olduğu bir konjonktürde olsaydı doğruydu. Bu paraların ülkemize de gelmesi çok güçlü bir olasılıktı. Ancak bugünkü ABD ve AB konjonktürünü sakin bir dönem olarak varsayıp buna bağlı olarak politika kararı alırsanız boşa çıkıverirsiniz. Bugün hem ABD’de hem de AB’de tanık olunan konjonktür, ikinci finansal kriz konjonktürüdür. Gerek ABD’de gerekse AB’deki bankalar, finansal kuruluşlar ve yatırımcıların en çok arzu edecekleri yatırım tercihi likit kalmaktır. Aynen 2008 Ekim ayında başlayan süreçte olduğu gibi.
 

Bugün ABD ve AB piyasalarındaki dalgalanmanın temel nedeni bankalara ilişkin kaygıdır. 2008 Ekim ayında başlayan sürecin benzeridir. Tüm finansal oyuncuların temel kaygısı ise likit kalabilmektir. FED’in de ECB’nin de yapacakları parasal genişlemenin getiri artışı için gelişen ülkelere gitme olasılıkları çok zayıftır. Nitekim gelişmelerde bunun tersi olmaktadır.

 
Likiditeye dönüş
 
Gelişmiş ülkelerdeki merkez bankaları ne kadar varlık alımı yaparlarsa yapsınlar, bunların karşılığında piyasaya sürdükleri paralar bankalarca yine merkez bankalarında tutulacaktır.

 
Merkez Bankası’nın koşa koşa “FED yeni bir parasal genişlemeye gidecek” kaygısıyla faiz indirmesi, böyle bir konjonktürde boş bir varsayımdı. Oysa banka, krizin odağı olarak AB’deki finansal kuruluşlar kaynaklı olduğunu doğru biçimde saptamıştı. FED’in miktar genişlemesi yerine faizi iki yıl boyunca sabit tutacağı garantisi vermesiyle de böyle bir sermaye akımına yol açması beklenemezdi zaten.

  
Bankanın ‘erken senaryo’ varsayımı; bir taraftan finansal krizi görürken diğer taraftan arka planını gözden kaçırması nedeniyle birkaç günde boşa çıktı. Likidite önlemlerini hızla ve geniş biçimde ama biraz daha az göze sokarak duyursaydı, ilk aşamada yeterli olacaktı. “Oluk oluk para gelecek yine” temalı bir gerekçeyi satın alan olmadı. Tersine bu gerekçenin öne çekilmesi geri tepti.
AB’deki krizin merkeze doğru ilerlemesini, İtalya ve İspanya’ya bulaşmasını gören ve harekete geçen Merkez Bankası’nın, bunun normal zamanlardaki gibi sermaye akımı getirmeyeceğini de görmesi gerekirdi.
  

Uğur GÜRSES

Radikal Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Avrupa’nın Dört Ülkesinde Açığa Satış Yasaklandı

AB piyasa denetçisi, piyasaların karışık   olduğu bir dönemde Fransa, İtalya, İspanya ve Belçika’nın açığa satış yapılmasını  yasakladığını bildirdi.   AB denetleme...

Kapat