Uğur Gürses: ‘Münferit’ Bir Cari Açık

Sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınabiliriz, ama bunun doğuracağı sonuçlardan kaçınamayız.

 
Türkiye nükleer reaktörünü kursaydı cari açığı küçültürdü! Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bir süredir böyle özetlenecek bir söylem geliştirdi. Gerekçesi de her yıl enerjiye ödenen bedelin 37 milyar dolara çıkmış olması.
Cari açıkta temel sorun, çok yüksek ve sürdürülebilir olmamasında. Finansmanının uzun vadeli ve kalıcı kaynaklarla yapılmıyor olması da bu sürdürülemezliği güçlendiriyor.

 
Büyüyen enerji faturasının her alanda olduğu gibi ödemeler dengesine etkileri ise uzun vadeli bakış açısının olmamasıyla ilgili. Hükümetin temel ekonomik açmazlara yaklaşımı hep ‘dışsallaştırma’ oldu. Cari açıkta da aynı yaklaşım sürüyor. Sorun varsa dışsaldır! Ekonomide çarklar dönüyorsa enerji bir girdi olarak kullanılıyor; uluslararası piyasada fiyatı artıyorsa fatura da büyüyor. Oysa enerji kaynaklarının arttırılması konusunda, tasarrufu konusunda ne yaptığımızı konuşmuyoruz. Elektrik piyasasında rekabeti yaşama geçirmek için fazla bir adım atmadığımızı, dağıtım ihalelerini neden son bir yılda yaşama geçirebildiğimizi de pek tartışmıyoruz. Reformları erteleyip, sorunlar da başa bela olunca çözümü nükleer reaktörde bulmak tam anlamıyla kolaycılık.
 

Enerji fiyatları olmasa

 
Daha önce ‘Cari açık artıyor, ama enerji fiyatları ve faturasının artmasından dolayı’ diye bir gerekçeye tutunuyorduk. Şimdi buna ilave olarak; önceki gün olduğu gibi, açıklanan 9.8 milyar dolarlık mart ayı cari açığına ‘bir temettü transferinden dolayı normal eğiliminden yüksek’ diye gerekçe buluyoruz. Sanki bu ödemeler, transferler, ödemeler dengesinin bir parçası değilmiş gibi! Geçen yıl mart ayında 1.1 milyar dolar olan gelir transferi, bu yıl 1.8 milyar dolar olmuş. Son 6 yılda kabaca 80 milyar dolara ulaşan bir doğrudan yatırım alan ülkenin ödemeler dengesindeki gelir transferlerinin artması ‘münferit’ bir gelişme sayılır mı?

 
Hükümetin cari açığı frenleme konusunda ‘attık’ dediği adım, Merkez Bankası’nın kasım ayında başlattığı yeni ‘politika bileşimi’. Bu bileşim de cari açığı finanse eden, ülkeye gelen fonların uzun vadeli olmasını sağlayacak kurguda olamadı. Bu politika kurgusunun ikili bir hedefi vardı; biri cari açığı frenlemek, kredi ve ekonomideki büyüme hızını yavaşlatmak. İkincisi de cari açığın finansman unsurlarının vadesinin uzamasını sağlamak. Bu hedeflere dönük iki araç kullanıldı; faizler düşürüldü, zorunlu karşılıklar arttırıldı. Bir de en kısa vadeli para piyasası faizinin dalgalanma koridorunun genişlemesi sağlandı. Sonuç: Hiçbir mesafe alınamadı. Bu tasarıma bakarak bunun çalışmayacağı en başından belli idi. “Önlem aldık” denilen mekanizma bu!

 
Cari açığa faiz indirimi
 

Tasarruf açığı, yani cari açığı çok yüksek olan, kredi genişlemesini frenlemek isteyen ülkelerin yapmaması gereken işi; faiz indirimini, en başta koşa koşa yaptık. Maliye politikası önlemlerini hiç anımsamayan ve bugün “Neden bu politika işe yaramadı” diye soranlara şaşıyorum.
 

“Hiçbir hükümet seçime giderken maliye politikasını sıkılaştırmaz” düşüncesine sığınan kesimlerin de ilerideki faturadan paylarını daha ağır biçimde ödeyeceklerini hesaba katmaları gerekiyor. Geçmişte eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın bir konuşmasında aktardığı bir sözü, 80 yıl önce Britanya Merkez Bankası direktörlerinden olan Josiah Charles Stamp’ın sözünü anımsatalım: “Sorumluluklarımızı yerine getirmekten kaçınabiliriz; ama bunun doğuracağı sonuçlardan kaçınamayız.”

Uğur GÜRSES

Radikal Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Bankalar’dan Başçı’ya: Döviz Kazandırıcı Kredilere Sınır Koymayın

Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Erdem Başçı, dün ilk kez Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya geldi.  ...

Kapat