TL’yi Ne Destekliyor?

TL sepet bazında 2011 yılında %21 değer kaybederken, yılbaşından bu yana %6 değer kazanmış durumda. Global ekonomik aktivitede yavaşlama beklenirken ve Avrupa’nın bu yıl daralacağına neredeyse kesin gözüyle bakılırken, FED ve ECB’nin likiditeyi destekleyici duruşları risk iştahını yükseltiyor.  Gelişmekte olan ülkeler de, Türkiye dahil, bu para akışından nasibini alıyorlar. 
 

Kısa vadede bu yüksek likidite gelişmekte olan ekonomileri ve varlık fiyatlarını olumlu etkilemeye devam edebilir. Şu aşamada 2012 sonunda 1.80 olan $/TL beklentimizi değiştirmiyoruz.  Son iki-üç haftadır piyasalarda yaşanan coşkunun sebebini geçen haftaki mailimizde tartışmıştık (attachment olarak ekte bulabilirsiniz). Bu coşkunun ne kadar süre devam edeceğini ve TL’nin kısa vadede ne şekilde seyredeceğini de gene bu likiditenin miktarı ve zamanlaması belirleyecek.

                 

 

TL’yi destekleyen ve olumsuz etkileyen faktörleri madde madde değerlendirmekte fayda var.  
 

TL’yi destekleyen faktörler neler?

 

1.     Likidite bolluğu: Yukarıda da değindiğimiz gibi, hem ABD hem Çin hem Avrupa’daki likidite bolluğu risk iştahını yükseltiyor. Bu gevşek para politikasının temelinde ise ekonomilerdeki sağlıksız seyrin yattığını unutmamak gerek. Yine de likidite desteği devam ettikçe risk iştahının da devam etmesi olası.
2.     Azalan döviz talebi: 2011 yılında cari açık GSYH’nin %10’una denk geliyordu. 2012 yılında ise cari açığın ve dolayısıyla da dış finansman ihtiyacının azalıyor olması döviz talebinin de görece azalacağı anlamına geliyor. TL için olumlu.
3.     Yüksek reel faiz: Türkiye global anlamda yüksek reel faiz veren nadir ülkelerden. Rusya’da reel faiz %5, Macaristan da ise %4-4.5 civarında iken bu iki ülkeyi %3 reel faiz ile Türkiye izliyor.
4.     2011’de emsallerine göre düşük performans: TL 2011’de hem yüksek cari açığı hem de MB politikaları çerçevesinde EM para birimleri içinde en kötü performans gösteren ülkelerden biri oldu.  Bu da TL’nin yabancı yatırımcılar nezdinde “aşırı satılmış” para birimleri arasında değerlendirilmesini destekleyen bir faktör. 
5.     Reel kur 2003’ten beri en düşük seviyelerde: 2003 yılından bu yana TL’nin reel değerinin en düşük seviyelerde olması, azalan cari açık çerçevesinde reel anlamda değerlenme olasılığını destekliyor.

6.     Sıkı para koşulları: Enflasyon uzun süre MB hedefinden yüksek seyredecek. Yılın neredeyse yarısında çift hane enflasyonla birlikteyiz. MB da bu çerçevede sıkı para politikasına bir süre daha devam edeceğinin altını çizmişti. Sıkı para politikası da şu aşamada TL lehine gözüküyor.

7.     Son olarak TCMB’nin destekleyici duruşu: Hatırlanacağı üzere, MB Başkanı yılın başında yaptığı konuşmalarında TL’ye yatırım tavsiyesi vermişti ve 2012′nin TL’nin dünyada en çok güçlenen, en çok değerlenen paralarından birisi olduğu bir yıl olacağını söylemişti. Buna ek olarak son açıklamalarda da “güçlü TL’nin dezenflasyon sürecini destekleyeceğinden, şu aşamada memnuniyetle karşılanacağı” da belirtildi. Örneğin döviz alım ihalelerine Temmuz 2011 de ara verildiğinde sepet 2.00 seviyesinde idi ve enflasyon %6.5’lardaydı. Oysa bugün döviz 2.02 seviyelerindeyken enflasyon %10.5 seviyesinde. Ve enflasyonun ancak 2013 ortasında %5 olan hedefe yakınsaması bekleniyor. Bu süreci hızlandıracak her olasılık da (TLde değer kazancı gibi) MB tarafından olumlu karşılanacaktır. 
 

TL için risk oluşturan faktörler?
 

1.     Düşük finansman ihtiyacına rağmen cari açığın finansmanı hala kritik: Şu anda global anlamda likidite bolluğundan kaynaklanan bir iyimserlik olsa da, genel makro görünüme baktığımızda Türkiye’nin en önemli dış finansörlerinden olan Avrupa’nın durumu halen çok karışık ve daha iyiye gittiği de söylenemez. Avrupa MB’nın Aralık ortasında yaptığı hareket (LTRO-refinansman ihaleleri) Avrupa bankalarına önemli oranda zaman kazandırdı ve geçici de olsa rahatlattı. Dolayısıyla azımsanmayacak bir gelişme. Yine de Avrupa’nın kırılgan görünümü ve Türkiye’nin yüksek dış finansmana olan ihtiyacı azımsanmamalı.  Peki açığın finanse edilememe ihtimali ne? Bu sorunun cevabı hem finansman kalitesinde hem de yurtdışı piyasaların seyrinde yatıyor.

                     ·        Finansman kalitesinde görece düzelme olmasına rağmen  cari açığın halen %60’ı kısa vadeli akımlarla finanse ediliyor. Bu tarz akımlar sürdürebilir olmayıp daha çok spekülatif hareket ediyorlar bu da ekonomide kırılganlığı artırıyor. Son dönemde uzun vadenin payının artıyor olması olumlu. Özel sektörün dış borç çevirme rasyosu da 2011 başındaki %80 seviyelerinden %120’lere yükselmiş durumda. 2012 yılında da özel sektörün borç çevirme rasyosunun %110’lar civarında olacağını hesaplıyoruz. 

                     ·        Global tarafta ise Avrupa’da yaşanan sorunlar ve bir anda riskten kaçışın olasılığı, son bir ayda yaşanan gelişmeler ve şuan ki iyimserlik risk iştahını yükseltse dahi yukarıda da tartıştığımız gibi, ekonomilerde sorunlar büyük ve riskler halen devam ediyor. Piyasaların istediği oranda ve zamanda likidite enjeksiyonu devam etmediği takdirde bugünkü görünüm bir anda kötüye dönebilir. 

 

2.     MB politikalarının karmaşıklığı: Doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılmaksızın, MB’nın son 1-1.5 yıldır uyguladığı politikalar (çoklu hedef çoklu araç) piyasalarca yeterince anlaşılamadığından halen kafa karışıklığına sebep oluyor. Global risk iştahı aksine döndüğü anda bu konu TL için yeniden bir dezavantaj olabilir.

 

 

 
 
Gizem Öztok Altınsaç
Ekonomist/ Garanti Yatırım

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
İran’a Ambargo Petrol Fiyatlarını Yükseltebilir

Uluslararası Enerji Ajansı yöneticisi Richard Jones, ABD  Senatosu Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi’ne yaptığı sunumda,  İran’dan petrol ithalatına yasak getirilmesinin...

Kapat