Saruhan Özel: Sıfır Reel Faiz Konusu Ciddidir, Ciddi Tartışılmalıdır!..

Döviz bazında faiz ile reel faizin arasındaki farkın bilinemediği, faiz deyince sadece Merkez Bankası (kısa vadeli politika) faizinin anlaşıldığı, faiz ile enflasyondan birisinin diğerini belirlediğinde ısrar edildiği bir ülkede yaşıyoruz.

 
Böyle olunca ciddi konular bile bir anda farklı ideolojilerin çarpıştığı magazin konularına dönüşüyor. Kamuoyu da kafası karışmış bir halde arada kalıyor. Son günlerin sıfır reel faiz tartışmaları buna güzel bir örnek.

 
BEDAVA PARA OLMAZ

 
Kredi kullanan bir şirketin asıl maliyeti kredinin reel, yani faiz dönemindeki enflasyondan arındırılmış faizidir. Eğer fiyatlarını bu faiz oranı kadar kolayca yükseltebiliyorsa (yani enflasyon=faiz) aslında bedava para kullanmış olur. Bedava para uzun süreli olursa yanlış yatırım kararlarını körükler. Nasılsa para bedavadır. Krediyi kullanan enflasyonla faiz giderini karşılayabilmekte ve verdiği yanlış kararları enflasyon içine gizleyebilmektedir.

 
Gönül ister ki, şirketler faiz maliyetini aynı fiyatla daha fazla mal satarak (verimlilik artırarak) karşılayabilsinler. Ama bu kolay değildir ve her zaman olamaz. Olamadığı durumda da şirketlerin faiz maliyetini fiyat artışı (yani enflasyon) ile telafi etmek istemeleri kadar doğal bir şey olamaz. Elbette bu ancak talep yeteri kadar güçlü ise ve/veya rakipsiz konumdalarsa yani mallarını kolayca satabiliyorsa mümkündür. Böyle durumlarda kârı maksimize etme hedefi ile kantarın topuzunu da kaçırabilir ve enflasyonu daha da hızlandırabilirler.
 

Ama enflasyon hızlanırken şirketlere bu kredileri sağlayan tasarruf sahipleri de karşıdan seyretmezler. Enflasyonun yükseldiğini görünce daha yüksek faiz isterler. Faiz yeniden enflasyonu hızlandırır, sonra da enflasyon faizi yükseltir. Olay bir kısır döngüye girer. Bedava para uzun süreli olamaz.
 

Özetle “normal koşullarda” hem reel faiz tasarruf sahibini hem de kredi kullanıcısını memnun edecek bir düzeyde olmalıdır. Ancak bu sayede kredi mekanizması istikrarlı bir şekilde çalışabilir. Sıfır reel faizden kasıt eğer “enflasyondan arındırılmış kredi faizinin sıfır olması” ise sürdürülebilir değildir. Ama aynı zamanda ekonomiye maksimum fayda sağlayabilmesi için mümkün olan en düşük düzeyde olmalıdır. Bu düzeyi de ekonomideki arz talep koşulları belirler.

 
MERKEZ BANKASI ÖNEMLİ AMA YETMEZ
 

Arz talep koşullarını kontrol etmeye çalışan önemli bir otorite Merkez Bankası’dır. Bunu yaparken kullandığı tek silah da bankalara gecelik/haftalık vadelerde borç verdiği ya da borç aldığı paranın kendi belirlediği faizidir (= politika faizi). Elbette isterse bu faizi “enflasyon kadar belirliyorum, yani TL’nin reel faizi sıfır olacaktır” diyebilir. Ama Merkez Bankası bankaların tek fonlama kaynağı olmadığı gibi sadece kendi faizine söz geçirebilir. Çok daha önemli bir fonlama kaynağı olan mevduat sahiplerinin ne istediği önemlidir. Merkez Bankası’nın enflasyonu düşük tutma konusunda ciddi olduğunu görürlerse makul bir faizle kendilerini enflasyona karşı koruyabileceklerini düşünebilirler. Aksi durumda, yani Merkez Bankası’nın enflasyonu kontrol edemediğini ve edemeyeceğini görürlerse tasarruflarını harcamaya başlarlar. Harcamanın arttığı ekonomide faizi fiyatlara eklemek kolaylaşır, enflasyon iyice körüklenir. Sonuçta mevduat sahiplerini enflasyona ezdirmeyecek faiz, yani pozitif bir reel faiz verilmek zorunda kalınır.

 
Bugün Merkez Bankası’nın haftalık faizi % 6,25 ve enflasyon beklentisi civarında. Ama aylık mevduat faizi ya da gösterge devlet tahvili getirisi % 9-10 aralığında. Çünkü Türkiye’de bankaların toplam fonlamalarının % 70′i mevduat. Bunların çoğu, sayısı çok az büyük mevduat sahipleri. Pazarlık güçleri büyük, hareket kabiliyetleri fazla ve enflasyona yenilmeleri zor. İş hacmini büyütmek isteyen banka mevduat müşterisinden kolay vazgeçemez.
 

Türkiye’de TL yanında döviz de çok yoğun kullanıldığı ve sermaye giriş çıkışı kontrol edilmediği için Merkez Bankası’nın işi daha da zor. Örneğin, bireysel tasarruf sahibinin üçte biri, şirketlerin yarısı tasarrufunu dövizde tutar. Ev, otomobil fiyatları döviz belirtilir. Merkez Bankası ise sadece TL faizi ile hem TL hem de döviz arzını kontrol etmeye çalışır. Döviz çok azalırsa enflasyon o an sorun olmasa bile TL faizini yükseltmek zorunda kalır. Çünkü artan kurlar ithalat maliyetleri üzerinden enflasyonu hızlandıracaktır. Döviz çok bol olursa da ekonomik aktivite canlı bile olsa TL faizini çok yükseltemez. Çünkü daha da fazla döviz gelir (malum giriş çıkış serbest). Bir tarafa yüklense diğer taraf şikayet eder, diğer tarafa yüklense öbür taraf. İki tarafı da idare etmeye çalışır.

 
SPEKÜLASYON KOLAY PARA KAZANMAMALI
 

Paranın zaman değeri diye bir kavram vardır. “Normal bir ekonomide” kısa vadeli faiz daha düşük, uzun vadeli faiz ise daha yüksek olmalıdır. Kısa vadede tasarrufların enflasyonla erimesi ve/veya bir kriz çıkıp da geri ödenememesi gibi belirsizlikler azdır. Bu riskler doğal olarak vade uzadıkça daha önemli hale gelir çünkü hareket kabiliyeti azalır. Kısa vadede kalıp risk almak istemeyenler (diğerleri kadar kazanmayarak ve hatta hiç kazanamayarak=sıfır reel faiz) bedelini ödemelidir. Daha fazla getiri elde etmek isteyen uzun vadeye gitmek zorunda kalmalıdır. Hem kısa vadede kalmak hem de yüksek getiri almak anormallik göstergesidir. Merkez bankaları da mecbur olmadıkça gecelik faizini enflasyon beklentisinin çok üzerine çıkartıp daha uzun vadeli faizleri gereğinden fazla yukarı ittirmemelidir.
 

Kaldı ki, şirketleri asıl ilgilendiren, yatırımları için gerekli olan, uzun vadeli kredilerin maliyetinin makul olmasıdır. Uzun vadeye gidenlerin de pazarlık gücü ekonomideki riskler mertebesinde artar veya azalır. Getirisini enflasyona ya da krize kurban etmeyeceğini düşünen tasarruf sahibi daha düşük getiriye razı olabilir.
 

SORUN, UZUN VADEDE BORÇLANILAMAMASI
 

Faizlerle oynayarak reel veya döviz bazında faizi sıfırlamak bir hedef olamaz. Hedef, ancak ekonomideki risklerin düşürülmesi olabilir. O zaman tasarruf sahibi zaten hem daha uzun vadeye kayacak hem de düşük reel faize razı olacaktır. Türkiye’de yıllar sonra gelinen noktada TL borçlanma maliyeti kısa vadede yeterince düşüktür. (Grafik 1 ve 2) Sorun uzun vadede borçlanılamamasındadır.

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Kur, parite (Cem Şengezer)

USD/TL: yatay kalma isteği Son 2 haftada değer kazanmaya başlayan TL için kayıp dönemi başlayabilir mi ? Haftalar ilerledikçe yatay...

Kapat