Saruhan Özel: Orta Vadeli Plan’dan Ne Anlıyoruz?

Türkiye’de ekonomi yönetiminin elinde iki grup politika aracı var.

 
Birinci grup, para politikası ve döviz kur rejimi ile özellikle 2010 yılından itibaren daha etkin hale gelen bankaların kredi verme kapasitelerinin kontrolünden oluşuyor. Bu faiz, döviz kuru ve makro ihtiyati tedbir üçlüsünün amacı belli. TL faizi mümkün mertebe kısa vadeli spekülatif sermayeyi cezbetmeyecek en düşük ama aynı zamanda da enflasyonu azdırmayacak en yüksek seviyede tutulacak. Döviz kurunun enflasyon hedefine zarar vermeyecek en yüksek seviyelerde seyredip ihracatı desteklemesine çalışılacak. Bunlar yapılırken de bankaların ekonominin potansiyelinin çok üzerinde büyümeyeceği ve cari açığı azdırmayacağı ölçülerde kredi vermeleri sağlanacak. Özetle, bu grubun orta vadeli stratejisi, enflasyon hedefinin tutturulması ile finansal istikrarın korunması (cari denge açığının kontrolü).

 
Diğer grupta ise bütçe politikası ile yapısal tedbirler var. Kamu sektörü mümkün mertebe açıklarını düşük tutacak ve bunun istikrarlı bir şekilde devamı için gereken politik kararları alacak. Bu grup orta vadede ne kadar sorumluluk üstlenirse diğer grubun yükü o derece hafifliyor ve hedeflerine ulaşmak için yapması gerekenler azalıyor.
 

Tüm bunların birleştiği yer ise ekonomi yönetiminin üçer yıllık dönemler için açıkladığı Orta Vadeli Program (OVP). Amaç tüm makro politikaları bir araya getirerek şirketler, hanehalkı, yabancı kreditörler gibi ekonomik aktörlerin önüne bir vizyon koymak ve yönlendirmek. Elbette birçok varsayıma dayanan OVP’nin aynen gerçekleşmesi çok zor. Türkiye ekonomisi dünyaya son derece entegre olup OVP’nin açıklanmaya başladığı son 5 yıldır dünya ekonomisi krizlerle boğuştuğu için gerçekleşmeler OVP’lerde ortaya konulan rakamlardan çok farklılaştı. Global krizden hâlâ tam olarak çıkılmış da değil. 2012-2014 dönemine yönelik OVP’de verilen rakamlar da bu nedenle bugün öngörüldüğünden farklı gerçekleşebilir. Ama yine de ekonomi yönetiminin nasıl bir ekonomik vizyonu olduğunu, oyun planının ne olduğunu göstermesi açısından önemli.

 
Yatırımları artıracak güç ne?

 
Türkiye’nin son yıllarda yaptığı büyük yatırımlar sayesinde yılda % 5-7 arasında bir potansiyel, yani makroekonomik dengesizlikler oluşturmadan devam ettirebileceği bir büyüme oranı var. OVP, ekonominin orta vadede bu aralığın alt limitinde % 5 civarında büyüyeceğini ve bunu yaparken de yine % 5 olan Merkez Bankası enflasyon hedefinin tutturulacağını öngörüyor. Bu süreçte de her şeyin başı olan istihdam artacak ve işsizlik 3 yıl içinde % 10′un altına inebilecek (bugün zaten % 9,1!).

 
Olabilir. Ama aynı zamanda % 70′i iç tüketim olan ekonomi yılda % 5 büyürken özel kesim iç talep artışının çok daha düşük (% 3,5) olacağı öngörülüyor. Ekonominin bir iki yıl içinde ihracatla büyüyen bir yapıya kavuşması mümkün değil. Kaldı ki, ihracatın ekonomiye oranı gelecek 3 yıl içinde neredeyse değişmiyor. OVP’ye göre iç talebin açığını kapatacak olan sabit sermaye yatırımları. Ama ekonomi yönetimi iç talep artışını dizginleyecekse yakın geçmişte daha ziyade iç talebe yönelik yatırım yapan özel sektörün bunu ne kadar devam ettirmek isteyeceği önemli bir belirsizlik.

 
İç dengenin bu şekilde sağlanması planlanırken dış dengenin de buna paralel iyileşeceği öngörüsü var. Meşhur cari denge açığı ekonominin % 9,4′ünden % 7′sine gerileyecek. (Grafik 1) Son aylarda alınan mikro tedbirlere bakılırsa cari denge açığındaki bu azalma ihracatın hızlanmasından ziyade özellikle gelecek yıldan başlayarak ithalatın dizginlenmesinden gelecek. Bu da yine iç tüketimin kontrol altında tutulmak istendiğinin bir başka göstergesi. İç talebe dayalı çalışan ya da bu yönde yatırım yapmayı düşünen şirketlerin ve elbette son yıllarda tüketici finansmanı üzerinden büyümeye çalışan bankaların buna dikkat etmelerinde fayda var.

 
Mali kural yok ama var

 
İç talebin kontrol altında tutulmasını sağlayacak akla gelen ilk mekanizma disiplinli bir bütçe politikası. OVP de bütçe politikasının gerçekten sıkı olacağını gösteriyor. Mevcut durum referans alındığında Hazine’nin (reel) borçlanma maliyeti ekonominin (reel) büyüme oranının çok altında olmasına rağmen faiz dışı denge gelecek üç yılda ortalama ekonominin % 1,3′ü kadar fazla vermeye devam edecek. Yani devlet kamu borcunun ekonomiye oranını düşürmek için faiz dışı fazlaya ihtiyaç duymayacağı halde bu tasarrufu yapacak. Bu da kamu borcunun aksi duruma göre daha hızlı gerilemesi demek. OVP de bu doğrultuda kamu borcunun üç yıl içinde hızla yaklaşık 8 puan azalarak ekonominin % 40′ından % 32′sine gerileyeceğini öngörüyor. (Grafik 2)

 
Ve asıl ilginç olan da şu: Uzunca bir süre ekonomi yönetimi çağdaş bir mali kuralı gündeminde tutmuştu. Devlet bütçesine gelirlerin arttığı dönemlerde tasarruf yaptıran ama ekonominin ihtiyaç duyduğu durumlarda da kamu açığının artmasına izin veren bir kural getirilecekti. Ama ne olduysa oldu; parametreleri bile belirlenmiş olan mali kural bir anda gündemden kalktı. Yine de OVP aynı geçen sene olduğu gibi mali kuralın uygulandığı durumdan dahi daha yüksek bir faiz dışı fazla ve daha düşük bir bütçe dengesi öngörüyor. (Grafik 3)

 
Program’a göre bu tasarruf gelir artışı ile olmayacak. Ne üçte ikisi dolaylı vergilerden oluşan vergi gelirlerinin ne de toplam gelirlerin ekonomiye oranı artmıyor; hatta azalıyor. Tersine tasarruf tam da ekonomistlerin tercih ettiği gibi harcamaların (ekonomiye oran olarak) gerilemesiyle ortaya çıkacak. Bunun iç tüketim üzerindeki etkisinin vergiler kadar etkili olamayabileceği düşünülürse özellikle bankaların tüketici finansmanını dizginleyen makro ihtiyati tedbirlerin belki daha da ağırlaştırılarak devam edeceği anlaşılıyor.
 

Risk nerede?

 
OVP’nin yumuşak karnı, Merkez Bankası’nın yakında faiz artırmak zorunda kalması olacak. Enflasyon ve dolayısıyla enflasyon beklentileri kontrolden çıkmaya başlarsa Merkez Bankası, son günlerde giderek artan baskıya boyun eğerek faiz artırmak zorunda kalabilir. Bu da ekonomiyi yeniden “iyi” dengeden “kötü dengeye” kaydırır. İç tüketim kontrol altında tutulabilirse enflasyondaki artış talepten ziyade döviz kurlarındaki artış üzerinden maliyet kaynaklı olabilir. Normalde Merkez Bankası, bunun bir kerelik olduğunu düşünerek tepki vermeyebilir ama artık sadece enflasyonu değil, finansal istikrarı da hedefliyor. İthalat dizginlenecekse reel sektör de dış borcunu azaltacak demektir. İhtiyacı olan dövizi bulurken zorlanmaması gerekir.
  

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Bernanke;” Gerekirse Faizleri Artırabiliriz”

EUR/USD ANALİZ Fed Başkanı Ben Bernanke, Fed´in piyasalarda gelişmekte olan varlık balonlarını indirmek için bir gün faiz artırımına gitmek zorunda...

Kapat