Saruhan Özel: Kart Ücretinin Kendisi Değil, Miktarı Tartışılmalı

Son günlerin yeniden alevlenen tartışmalarından biri bankaların kredi kartlarındaki ücret uygulamaları. Kredi kartı (müstakbel) sahipleri kart ücreti ödemek istemiyorlar.

 

Halbuki bankaların kredi kartlarından (ve diğer hizmetlerinden) “makul düzeyde” ücret almaları en doğrusu.

 
Bankalar nasıl para kazanır?
 

Temelde bankalar iki şekilde para kazanıyorlar: Kredilerden aldıkları faiz ile mevduata ödedikleri faiz arasındaki fark ile bankacılık hizmetlerinden aldıkları ücretler. Türkiye’ye özel çok önemli bir kalem daha var: Kamu menkul kıymet faiz gelirleri.

 

2001 krizine giden popülizm döneminin günahı olan kamu borcunun yarısından biraz fazlası hâlâ bankalarda bulunuyor (Grafik 1). Bu kağıtlardan elde ettikleri faiz gelirlerinin bankaların toplam gelir içindeki payı 2011 yılında % 30 oldu (kârın ise % 130′u). Yani bankaların gelirlerinin hâlâ üçte biri bilançolarındaki hemen hepsi kamuya ait menkul kıymetlerin faiz gelirlerinden oluşuyor. 2002 yılında bu oranın % 62 olduğu düşünülürse buna da şükür (Grafik 2). 2003 sonrasındaki disiplinli bütçe politikasının kamu borçlanmasını azaltması ve faizlerin düşmesi oranı hızla aşağıya çekti. Çekmeye de devam edecek çünkü aynı sebepler hâlâ geçerli.

 
Bankalar zaman içerisinde kamu borcundan elde ettikleri bu önemli gelirdeki azalmayı başka yollardan telafi etmek zorundalar. Çok daha fazla kredi ya da bankacılık hizmeti sunup sürümden kazanmaya çalışabilirler. Ama cari açık artıyor diye otoriteler bankaların fazla kredi vermelerini istemiyor. O zaman da geriye iki seçenek kalıyor: Kredi ile mevduat faizleri arasındaki farkı açmak ve/veya bankacılık hizmetlerinden elde ettikleri gelirleri artırmak.

 
Hizmetin karşılığı ödenmeli

 
Geçmişte bankalar müşterilerini dünya standartlarında çok kaliteli verdikleri hizmeti bedava vermeye alıştırdılar. EFT ya da havale yapmak bedavaydı, faturalar masrafsız ödenebiliyordu, kredi kartının ücreti alınmayabiliyordu. Çünkü müşterilerden alınması gereken bu ücretler aslında ekonominin TL bazında en borçlu kesimi kamunun borcu üzerinden elde edilen güzel gelirlerle karşılanabiliyordu. Ayrıca yüksek TL faizi sayesinde müşteri parası bir iki gün vadesizde tutulunca masraflar çıkıveriyordu. Devlet de ödediği bu aşırı maliyeti vergilerle veya enflasyonla yeniden vatandaştan geri alıyordu.

 
Ama bankalar bu gidişatın uzun süre devam edemeyeceğini gördüler. Şirketlere ve tüketicilere daha fazla yönelmeye başladılar (Grafik 3 ve 4). Hizmet ve ürünlerini müşteri ayağına götürmek için şube sayılarını artırdılar. Uzaktan iletişimi sağlayacak teknolojik altyapıyı kurdular. Özellikle ödeme sistemlerine ve kredi kartlarına büyük yatırım yaptılar. Türkiye dünyanın bankacılık teknolojisi açısından en ileri ülkelerinden biri konumuna geldi. Bu sayede şirketlerle tüketici arasındaki senet olayını ve fiyatların içine faizin gizlenmesini önlediler. Tüketicilere ihtiyaçlarını istedikleri anda giderebilme ve harcamalarının ödemelerini gelirlerini elde ettikleri tarihlere uydurabilme imkanı sağladılar. Taksit imkanları getirdiler ve bunun finansman yükünü (kısmen) üstlendiler. Her ödeme için ayrı ayrı EFT ve havale masrafı yapma zorunluluğunu ortadan kaldırdılar. Yurtdışına çıkanlar rahatlıkla harcamalarını yapabildiler ve istedikleri para biriminden geri ödediler. İçine konan çipler sayesinde kartlar daha güvenli hale geldi ve nakit taşınıp da çaldırma ve kaybetme riski ortadan kalktı. Kartını kaybedenlere yenisi (ek maliyet alınmadan) bir iki gün içinde ulaştırıldı. Yine bu çipler sayesinde tüketiciler taksit imkanlarına kavuştular. Hatta bonus, parapuan gibi uygulamalar bütçelerine katkı yaptı. Özetle, bankalar tüketicilerin hayatlarını kolaylaştırdı. Bu medeni uygulamalar bazı “gelişmiş” ülkelerde bile yok. Yakında bankalar kredi kartlarını cep telefonlarının içine sokup hayatımızı daha da kolaylaştıracaklar.
  

Her şeyi bir yana bırakalım, kredi kartları sayesinde nakit harcama ihtiyacı azalan ekonomi daha fazla kayıt içine girmek zorunda kaldı. Devlet vergi gelirlerini daha sağlıklı bir şekilde alabilmeye başladı. Doğal olarak, bu hizmetler isteniyorsa karşılığının da ödenmesi gerekiyor.

 
Nasıl ödeniyor?

 

Bankalar bu hizmetlerinin karşılığını satışı yapan işyeri ile tüketiciye mümkün olduğu kadar dengeli biçimde dağıtmaya çalışıyor. Kartı bir ödeme aracı olarak kullananlar ortalama 1 ay civarındaki geri ödeme süresinde öderlerse bunun bankalara olan finansman yükünü kısmen telafi edecek bir kart ücreti ödüyorlar. Kartı kredi aracı olarak kullananlar ise üstüne faiz de ödüyorlar. Eskiden faiz oranları serbestçe belirlenebilirken Merkez Bankası’nın bu faizi kontrol etmesiyle birlikte kart ücretlerini faize yedirme imkânı da ortadan kalktı çünkü artık mevcut faiz oranları batık riskini bile zor telafi edebiliyor. İşyerleri de yine 1 aylık ödeme süresini beklemeden hemen hesaplarına nakit girişi isterlerse finansman yükünü kısmen üstleniyorlar. Özetle, kimseden zorla ya da haksız alınan bir ödeme yok. Hepsi işyerinden alınmaya çalışılsa bu sefer işyerleri fiyatlarına bu ücreti koyarlar ve tüketici bankaya değil işyerine ödemiş olur. Tüketiciler kart ücreti ödemek istemiyorlarsa kart almazlar ve alışverişlerini nakit yaparlar. İşyerleri de keza nakit ödeme isterler.

 
Kârlılık neden önemli?

 
Bankaların ekonomiyi finanse etme güçleri son global krizde ekonomiye büyük bir destek oldu. Bu güç bankaların yüksek sermayelerinden, sermayeleri ise bankaların her yıl dağıtmayıp üzerine ekledikleri kârlarından oluşuyor. Güçlü sermaye isteniyorsa bankaların aldıkları risklere göre makul sayılacak kârlılığı istikrarlı bir şekilde devam ettirmeleri gerekli. Aksi takdirde ya ekonomiye destek veremeyecekler ya da risk profilleri bozulacak ve kriz riski artacak. Kamudan eskisi gibi gelir elde edilemediği bir ortamda bankalar, ürün ve hizmetlerinin karşılığını müşterilerinden almak durumundalar. Kredi kartlarından ücret alamazlarsa, taksit imkanlarından bonus puanlarına ve kart güvenliğinden ödeme hızına ve kolaylığına kadar çeşitli alanlarda hizmet kalitesini düşürmek zorunda kalacaklar. O nedenle otoriteler açısından kart ücretlerinin engellenmesi değil, verilen bu hizmetlere göre makul düzeylerde olmasının gözetilmesi çok daha anlamlı olur. Ücretlerdeki aşırı farklılığı ise diğer ürünlerde olduğu gibi yine serbest piyasa rekabeti çözecek, otoriteler değil.

 

 

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Ankara-İstanbul YHT Seneye Hizmette

Bakan Yıldırım, Ankara-İstanbul YHT projesinin gelecek yıl bitirileceğinin müjdesini verdi.   Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Ankara-İstanbul YHT...

Kapat