Saruhan Özel: Dövizi Kim Alıyor, Kim Satıyor?

Yüksek cari açıktan endişe edenlerin öne sürdüğü tez şu: Ekonomiye büyük miktarda kısa vadeli döviz giriyor, bir gün ortalık karışır da çıkmak isterse döviz kurları patlar, güven kaybolur, enflasyon hızlanır, tüketim yavaşlar, özetle kriz çıkar. 1994 Meksika, 1997 Güney Kore, 2001 Arjantin gibi bu tür tecrübeleri yaşayanlara ve yine Türkiye’nin 2001′de yaşadıklarına bakıp böyle düşünüyorlar. Ne var ki ne bu ülkelerin yaşadıkları ne de 2001′in Türkiye’si bugünkü duruma bir gösterge.

 
Meksika örneğinde yurtdışından borçlanan zayıf bankacılık sistemi kur riski alıp (dövizde pozisyon açarak) bunu kamuya aktarıyordu. Önce kendi para birimiyle borçlanan kamu sektörü zamanla dövizle borçlanmak, sonra da vadeyi kısaltmak zorunda kaldı. Daha sonra da borçlarını ödeyemedi. Kamu yurtdışı kaynakları popülist amaçlı kullanmış ve bir anlamda batırmıştı.

 
G.Kore’de ise başrolde özel sektör vardı. Kurları düşük tutunca ucuzlayan yurtdışı borçlanmaya yüklenip ihracat potansiyeli yüksek teknolojik sektörlere yatırım yaparak üretim kapasitelerini artırdılar. Ama hem şirketler hem bankalar uzun vadeli yatırımları finanse etmek için kısa vadeli borçlanıyorlardı. Global ekonomi yavaşlayıp ihraç ettikleri mallara olan talep azalınca borçlarını ödeyemeyecekleri yönünde endişe oluştu. Alacaklılar önce vadeleri kısalttılar sonra vadesi gelince de borçları çevirmediler.

 
Arjantin’de hem kamu hem de özel sektör borçlanıyordu. Kamu borçlarını popülist amaçlı kullanırken şirketler de yatırımları verimli ve katma değeri yüksek projelere yönlendiremedi. Yerel para dolara bire bir sabitlenip enflasyonun düşmesi vakit alınca ekonomi rekabet gücünü kaybetti. Bire bir kur nedeniyle iç borçlanma dahi giderek dövize döndü. Zaten ekonominin % 8′ini geçemeyen bir ihracatın yanında global kriz etkisiyle iç talep de sıkışmaya başlayınca ekonomi sabit kur altında boğulmaya ve büyüyememeye başladı. Bir süre sonra da hem şiddetli bir devalüasyona gitmek hem de döviz borcunu ciddi şekilde tıraşlamak zorunda kaldı.

  
Türkiye’nin durumu farklı

 
Bugünün Türkiye’sinde özel sektör borçlanıyor, kamu değil. Meksika’da olmayan buydu. Popülist bir kamu borçlandığı kaynakları anlamsız yatırımlarla ziyan etmiyor. Kâr amacı olan, elini taşın altına sokan özel sektör borçlanıyor. Ülkenin gelecekteki potansiyeline ve neye ihtiyaç duyacağına bakıp ona göre mantıklı yatırımlar yapıyor (Grafik 1). Örneğin, enerji tarafında mevcudun iki katı kadar bir yatırım atağı var çünkü ülkenin enerji açığı giderek artıyor. 1990′ların yatırım atağının bugünkü turizm potansiyelini ortaya çıkardığı vizyon gibi. Reel sektör bu amaçla borçlanarak ekonominin potansiyel büyüme hızını büyütüyor. Yani arz talebe uygun hale geliyor ve talep kaynaklı enflasyon baskısı oluşmuyor.

 
Keşke borçlanma TL olabilse. Ama yatırımlar uzun vadeli borçlanma gerektiriyor ve uzun vade maalesef dövizde mümkün, TL’de değil. Üstelik yıllardır enflasyona yardımcı olsun diye dalgalı kur kisvesi altında döviz kurlarının düşük kalmasına ses çıkartılmayınca döviz borçlanma ucuzlamış ve cazibesi daha da artmıştı. Reel sektör de bu cazibeden mümkün olduğunca yararlanmaya çalışıp döviz borçlandı.

 
İtibarlı şirketler zaten projeleri gayet kaliteli olduğu için yurtdışından uzun vadeli borçlanabiliyorlar. Ama döviz borçlanma ağırlıklı olarak bankalar üzerinden. Bugün bankaların yurtiçinden verdikleri kurumsal kredilerin % 55′i döviz (Grafik 2). 1 yılın altında olsa da uzun vadeli gibi her koşulda temin edilebilen döviz kaynakları bu şekilde kullanılıyor. Kur riskini almıyorlar ama vade uyuşmazlığı olabiliyor. Bunu da çeşitli türev mekanizmalarla, doğru iş ortaklarıyla hep en kötüyü düşünerek gayet başarılı şekilde yönetiyorlar. G.Kore’de olmayan buydu. Kur riskini alan reel sektörün de ciddi bir kriz tecrübesi var ve yine çoğu bankalara güvenmeden ihtiyatlı gidiyorlar. Döviz kredilerinin ödemeleri zamana yayılmaya ve düşük faizli dönemlerden faydalanılmaya çalışılıyor.

 
Bu yatırımların çoğu iç talebe yönelik çünkü ekonominin asıl para kazandıran en önemli büyüme motoru bu. Zaten bankalara da şirketlere de bu kredileri verenler Arjantin’de olmayan bu dinamik yapıdan faydalanmak istiyorlar. Hanehalkı borçluluğu toplamda düşük ve biliyorlar ki ekonomi büyüdükçe istihdam sağlayacak (ve sağlıyor) ve gelecekteki tüketimlerini bugüne çekecekler (Grafik 3). Bugün hesap kitabı iyi yapılan yatırımlar para kazandıracak.

 
Döviz talebi ve arzı nerede?

 
Bu çerçevede kamu sektörünün döviz açığı yok. Devletin dış borcu ve dövizle yaptığı iç borçlanmasının çok ötesinde çoğu Merkez Bankası pozisyonundan oluşan döviz varlığı var.

 
Bankalar da benzer bir durumda. Bilançolarına bakıldığında yurtdışından döviz borçlandıkları için döviz açıkları var gibi gözükse de bilanço dışında bu açıklarını türev enstrümanlarla kapatıyorlar. Zaten düzenleyici otorite bu açıklara bir limit getirmiş durumda ve çok dikkatli takip ediyor. 2001′in Türkiye’sinde olmayan buydu. Sermayesiz bir bankacılık sistemi çok büyük döviz açıkları ile kurlardaki hızlı bir artışta kolayca devrilebilecek şekilde çalışıyordu.
 

Hanehalkında da döviz açığı olmadığı gibi çok da büyük bir fazla var. Dövizle borçlanmıyor ama varlıklarının önemli bir kısmını döviz tutuyor. Özellikle 2001 krizinden sonra sıkı sıkı sarıldığı dövizi kolay bırakmıyor. Toplamda 100 milyar $’ın üzerinde bir fazlası var.

 
Dövizde açığı olan reel (özel) sektör. Bunun neden, kime, nasıl olduğunu yukarıda izah ettim. Toplamda hanehalkı fazlası gibi 100 milyar $’ın üzerinde olan açığın hemen hepsi uzun vadeli. Zaten ihtiyatlı gidiyorlar ama elbette dünya karışınca, içerideki az bir spekülatif yabancı döviz talep edince onlar da endişelenip ihtiyat dozajını artırıyorlar. İşin kötüsü, böyle durumlarda hanehalkı da ihtiyatlı olmayı tercih edip döviz satmak istemiyor ve şirketlerin döviz taleplerini karşılamıyorlar.

 
O zaman Merkez Bankası devreye giriyor ve kurların fazla yükselip panik oluşturmaması için döviz satıyor. Kimseye gelecekte bir garanti iması oluşturmamak için bunu ucuza yapmak da istemiyor. Enflasyon hedefiyle rekabetçi TL arasında bir yerde durmaya çalışıyor. Yıllardır bu yönde tavsiyeler verdiğimiz üzere gönül çok daha fazlasını arzu etse de bu süreci yönetmek için elinde yeteri kadar döviz gücü var. Zaten bir süre sonra ortalık yatışınca hem reel sektörün hem de hanehalkının ihtiyat ihtiyacı azalacak.
  

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

 

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
A.Savaş Akat: İlk Yarıda Net Kamu Borcu

Euro bölgesi mali krizi engelleyebilecek mi? Çözüm için siyasi irade gerektiğini her fırsatta vurguluyorum. Hafta sonu yapılan Merkel-Sarkozy zirvesinde önemli...

Kapat