Saruhan Özel: Büyüme neden bu kadar şaşırtıyor?

Türkiye ekonomisi 2011 ilk çeyreğinde reel olarak yüzde 11 büyüdü.
 

Hemen peşinden de yurtiçinde ve dışında yine ekonominin çok ısındığı ve bunun sürdürülebilir olmadığı görüşleri yağmaya başladı. İstatistikleri işine geldiği gibi kullanmak ve kamuoyunu aldatmak o kadar kolay ki.
 

2011′in ilk 3 ayında (geçen yılın aynı dönemine göre) yüzde 11 büyüyen ekonominin son 4 çeyrekteki büyüme hızı yüzde 8,8. Yani bir önceki 2010 sonu yüzde 8,9 olan yıllık büyüme hızının çok az altında. Daha yakın döneme bakarsak, TÜİK’in mevsimsellikten arındırılmış ve böylece arka arkaya iki çeyreği kıyaslanabilir hale getiren verileri, 2001 ilk çeyreğinde ekonominin hızının yüzde 3,6′dan yüzde 1,4′e gerilediğini gösteriyor. 2003-2007 yılları arasında 3 aylık mevsimsellikten arındırılmış ortalama büyüme hızı yüzde 1,6 idi.
 

Üstelik bunlar 3 ay öncesinin verileri. İkinci çeyreğe ışık tutacak verilere bakalım. İlk 3 ayda ortalama yüzde 14 artan sanayi üretimi, nisan ayında yüzde 8 artarak ikinci çeyreğe ciddi bir yavaşlama ile girdi. Mevsimsellikten arındırılmış şekilde bakıldığında üretim ocak ayından beri her ay zaten geriliyor. Ocakta yüzde 77 ile zirve yapmış olan kapasite kullanımı da aynı şekilde. Mayıstaki (mevsimsellikten arındırılmış) yüzde 74,8′lik oran son 6 ayın en düşük düzeyi. Reel kesim güven endeksi (mevsimsellikten arındırılmış en son veri) haziranda son 9 ayın en düşük düzeyine geriledi. Benzer şekilde en güncel mayıs ayı tüketici güven endeksi de son 4 ayın en düşük düzeyinde.
 

Tüm bu istatistiklerden ortaya çıkan açık ve net mesaj şu: Ekonominin büyüme hızı yüksek gözükebilir ama büyüme zirveyi gördü ve giderek yavaşlıyor. Hızın yüksekliği de tartışılır çünkü ekonomi daha ancak krizdeki kayıplarını yerine koyabildi. (Grafik 1) Yılda yüzde 5-7 arasında potansiyeli olan bir ekonomi son üç yılda, yılda ortalama sadece yüzde 1,6 büyüyebilmişse buna yüksek denebilir mi? Türkiye ekonomisi Çin’den hızlı büyüyor, diyenler son 3 yılda Çin’in yılda ortalama yüzde 10 büyüdüğünü, 2009′da Türkiye ekonomisi yüzde 5 küçülürken Çin ekonomisinin yüzde 9 büyüdüğünü biliyorlar mı?
 

Ekonomi İç Taleple Değilse Neyle Büyür?

 
İç talep hızlı büyürken ithalatın ihracatın iki katı hızla artması endişe yaratıyor. Ama bu Türkiye ekonomisi için yeni bir şey değil ki. Ekonomi çok özel kriz dönemleri dışında ne zaman ihracata dayalı büyüdü ki? Yaşam seviyesini artırmaya hazır büyük genç nüfus düzenli gelire kavuşup borçlanabildikçe hemen tüketimini artırıyor. Türkiye’de ne Ortadoğu’nun enerji kaynakları, ne Uzakdoğu’nun çok düşük ücretleri ne de Latin Amerika’nın dünyayı besleyen tarım üretimi var. Hangi ekonomi yönetimi bugüne kadar ihracata yönelik büyüme modelini benimseyerek dünyada söz sahibi olma potansiyeline sahip sektörleri özel teşviklerle ve en önemlisi rekabetçi kurlarla destekledi ki? Hatta tersine köstek oldu. Yıllarca enflasyonu düşürmek için güçlü tutulan TL, ihracat artışını ithalat artışına endeksledi. İhracatçı, kâr marjı sıkıntısına çözümü maliyet kontrolünde arayıp ucuz ithalata yüklendi. O nedenle ihracat son yıllarda gayet hızlı büyümesine rağmen cari açığın artışını yeterince yavaşlatamadı.

  
Türkiye’de ekonomik düzen, finansal istikrar ve istihdam artışı ile iç talebin artmasına, reel sektörün bu talebe cevaben yatırım yapmasına ve böylece ekonominin büyüyüp istihdam sağlamasına dayalı. O nedenle iç talep ve yatırımlar kol kola gidiyor. Son 1 yılda iç talep yıllık yüzde 7,7 büyürken yatırım harcamaları yüzde 34 büyüdü. (Grafik 2) Özel sektörün makine yatırımları (reel) yıllık yüzde 48 arttı. Yani yatırımlar elini taşın altına sokan özel sektör tarafından verimliliği ve katma değeri direkt artıracak makine yatırımları şeklinde yapılıyor. Reel sektör bu çark içinde para kazanıyor, istihdam sağlıyor ve devlete vergi geliri yaratıyor. Burada doğal limit ilk çeyrek sonunda ekonominin sadece yüzde 12′si gibi çok düşük düzeyde olan, hanehalkı borçluluk seviyesinin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 100′lere yakın seviyelere yaklaşmasıdır.

 
Bu düzen enflasyonu artırdığında müdahale gerekir. Ama bugün ekonomide bir enflasyon tehdidi yok. Yapılan yatırımlarla belki dış dengesizlik (yani cari açık) artıyor ama aynı zamanda içerde denge sağlanıyor (yani düşük enflasyon). Arz talebe uygun seyredebiliyor. Mayıs ayı sonunda manşet tüketici enflasyonu yüzde 6,2, çekirdek enflasyon yüzde 5,3, bir yıl ötesinin enflasyon beklentisi yüzde 6,9. Giyim, mobilya, ulaştırma gibi sektörlerin enflasyonu daha yüksekken konut (kira), sağlık, eğitim, haberleşme, eğlence gibi hizmet sektörlerinin enflasyonu çok daha düşük. (Grafik 3) TL uzun süredir sepet bazında çok daha rekabetçi hale geldiği ve global emtia fiyatları yükseldiği için imalat sektörlerinin maliyetleri artıyor ama bu sıkıntılardan daha az etkilenen hizmet sektörleri daha rahat. Enflasyonda halen talep fazlası değil maliyet baskısı etkili.

 
Sabreden Derviş Muradına Ermiş
 

Elbette enflasyon yanında dış dengeye de dikkat etmek gerekir. Ne var ki, aylık ithalat daha yeni global kriz öncesi seviyelere geldi ve bunda emtia fiyatları da etkili. Uzun süredir zayıflayan TL’nin rekabet gücünü artırması ithalatı ancak orta vadede yavaşlatır çünkü ihracatçının tedarikte yeniden iç piyasaya dönmesi zaman alır. Hatta kısa vadede ithalat daha bile artar çünkü daha düşük fiyatla cebine daha fazla TL giren ihracatçı daha fazla sipariş aldıkça üretime ve dolayısıyla ithalata yüklenir. Ayrıca en önemli ihracat pazarlarımızın sorunlarının devam ettiği unutulmamalı.

 
Özetle, veriler açık ve net biçimde ekonominin son 3 yılın zayıf performansını telafi ettiğini ama artık zirveyi görüp yavaşlamaya başladığını gösteriyor. Mevcut düzen içinde beklenmeyecek ya da açıklanamayacak gelişmeler yaşanmıyor. İçerde önemli bir dengesizlik görülmezken dış denge özellikle finansman tarafında sanılandan çok daha sürdürülebilir durumda ve ekonomi yavaşladıkça da zaten daha da sürdürülebilir hale gelecek. İktisada giriş dersi alan herkes 750 milyar dolarlık dev bir ekonominin ha deyince soğuyamayacağını, hızla dönen çarkın bir anda tersine dönemeyeceğini, alınan önlemlerin uzunca bir süre sonra ve yavaş yavaş ortaya çıkacağını görebilir (ve zaten öyle de olmalı). Bankacılık sektörü de alınan önlemlerin maliyetleri artırıcı etkisini nisandan sonra kredi müşterilerine yansıtabilmeye başladı. Bana göre gereğinden fazla dozajda alınan önlemlerin yılın sonuna doğru ve hatta 2012 yılında etkisini göstereceğini düşünüp sabretmek gerekir.

Saruhan ÖZEL

Zanam Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Parite, döviz(Cem Şengezer)

EUR/USD: düşüş geçmişe göre yumuşuyor Ortalamayı yükseltecek hareketleri gördük ve beklenti dirençleri biraz aşmış olsa da gerileme hareketi başladı ve...

Kapat