Saruhan Özel: Büyük Euro Projesi’nin sonu yaklaştı!

1 Ocak 1999 tarihinde Avrupa Birliği (AB) üyelerinin 11 tanesinin bir kısmının ortak para birimi Euro’ya geçmeleri son asrın kuşkusuz en büyük ekonomik projesi.
 

Amaç, ortak para birimi ve serbest dolaşım ile ekonomileri birbirlerine entegre edip bunun zaman içinde politik entegrasyona dönüşmesini ve Amerika Birleşik Devletleri’ne rakip bir Avrupa Birleşik Devletleri’nin ortaya çıkmasını sağlamaktı. Avrupalı denen ama yine de kültürel, etnik, lisan, tarihi geçmiş ve varlık açısından birbirlerinden oldukça farklı milletlerin politik olarak bir araya gelmesi kolay değildi elbette. Ama her şeye rağmen bugüne kadar gayet başarıyla gelindi. Hatta 2010 yılı sonuna kadar 11 ülke üzerine 6 ülke daha büyük bir şevkle para birimlerini terk edip Euro kullanmaya başladılar. Çünkü bu süreçte Euro üyeliği herkese fayda sağlayan ve gelir/kâr paylaşılan bir konum oldu ve herkes memnundu. Ama bugün Euro üyeliği zarar/gider paylaşılan bir konuma geldi. Ve kimse memnun değil. Bu zarar paylaşımı yapılmadan Euro Bölgesi’nin ekonomik olarak artık eski günlerine dönebilmesi ve Euro’nun ortak para birimi olarak devam edebilmesi çok zorlaştı. Bu paylaşımı politikacılar yapamadı ve yapamıyor. Teknokratların da yapabileceği şüpheli.

 
Zararın kaynağı
 

Geçen yaklaşık 13 yılda Almanya ve Fransa gibi bölgenin büyük ekonomileri ve yakın çevresindekiler, bölgenin güney ve doğusundaki küçüklerin ucuz ve kaliteli işgücü ile tüketim ve borçlanma potansiyellerinden faydalandılar. Verimlilik artırıp düşük birim maliyetlerle kaliteli üretim yaptılar ve makul fiyatlarla dünyanın her yerine satabildiler. Örneğin, (reel ve nominal) işçilik ücretleri Almanya’da çok az artarken çevre ülkelerde hızla artarak Almanya ile arayı kapadı (Grafik 1). Toplamda cari işlemleri dengede olan Euro Bölgesi kendi içinde kutuplaştı. Almanya, Fransa ve çevresindekiler büyük cari fazlalar verirken güney ve doğudaki küçükler büyük cari açıklar vermeye başladılar (Grafik 2). Bunun ekonomiye rehavet getirici etkisini kamu sektöründeki tasarrufla dizginleyip acıtmak yerine kamu açıklarıyla beslediler (Grafik 3). Cari fazla verenlerin bankaları açık verenlerin ekonomilerini (kamu ve özel) finanse edip bu saadet zincirini sürdürdüler. Yani küçükler giderek azalan rekabet gücünün kaybettikleri bu rekabet avantajının kaybettirdiği geliri borçlanarak telafi etmiş oldular. Kimse şikayet etmedi çünkü bu düzen herkesin işine geldi.

 
Ama şiddetli global krizle sürekli artan borçları yüzdüren sular çekilince mayosuz yüzenler ortaya çıktı. Saadet zinciri koptu. Yunanistan halkasını çıkarıp zinciri yeniden bağlayamadılar. Şimdi tüm zayıf halkalar bir bir dökülüyor.

 
Çözüm nasıl olacak?

 
Toplamda dengede gözükse de bölge içinde aşırı uçlara giden cari dengelerin yeniden birbirlerine yaklaşmaları gerekiyor. Yani büyükler (Kuzey ve Batı) ile küçüklerin (Güney ve Doğu) rekabet güçleri arasındaki farkın azalması. Bir tarafın kazanıp diğerlerine borç vererek kazanmaya devam etmesi yerine herkesin kazanabiliyor olması. Ve tabii tercih edilen Güney ve Doğu’nun Kuzey ve Batı’ya yaklaşarak bu dengenin bölgesel olarak daha yüksek bir büyüme oranında kurulması. Yani Kuzey ve Batı’nın cari fazlasını korurken Güney ve Doğu’nun daha makul cari açıklarla üretimi artırabiliyor (büyüyebiliyor) hale gelmesi.

 
İktisada giriş öğrencileri bile artık cari açığı en kolay ve etkili oynatacak değişkenin döviz kurları olduğunu biliyor. O nedenle, ilk akla gelen Euro’nun hızla diğer para birimlerine göre değer kaybetmesi. Böylece Güney ve Doğu’nun işçilik ücretlerini Euro bazında düşürerek rekabet gücü kazanması.

 
Ama Kuzey ve Batı, bunu istemiyor. Euro çok değer kaybederse kendi ülkelerinde enflasyon yükselir diye korkuyorlar. Özellikle Almanya’nın bu konuda geçmişinden gelen bir fobisi var. Sırf bu fobi Avrupa Merkez Bankası’nı (ECB’yi) kriz ortasında faiz artırma gibi saçmalıklara sevk edebiliyor.

 
Euro değer kaybetmeyecekse Güney ve Doğu’nun Euro bazında işçilik maliyetini azaltması ancak ücretleri düşürmekle ve/veya uzun süre daha az işçiyi aynı ücrete çok daha fazla çalıştırmakla mümkün. Alım güçleri düşecek ve tüketimleri azalacak. Ama Güney ve Doğu da bunu yapmak istemiyor. Onların da geçmişlerinden kaynaklanan fakirlik ve işsizlik fobileri var. Demokratik bir ortamda sosyal patlama riskini alacak güçleri de yok zaten.

 
Çözüm, farklı para birimi

 
Çözüm, açık ve net bir şekilde, Kuzey ve Batı ile Güney ve Doğu’nun farklı para birimlerine geçmeleri. Örneğin, Kuzey ve Batı Euro’yu kullanmaya devam ederken Güney ve Doğu kendi aralarında yeni bir ortak para birimine geçecekler. Böylece Kuzey ve Batı kendi para biriminin değerini kontrol ederek enflasyon kaygısını giderirken Güney ve Batı yeni para birimini hızla zayıflatarak rekabet gücünü artıracak. Gerekirse aralarındaki rekabet gücü farkı kalıcı biçimde azaldıktan sonra para birimlerini yeniden birleştirecekler. Elbette yeni ortak para istemiyorlarsa da Yunanistan Drahmi’ye, Portekiz Esküdo’ya, İtalya Liret’e ve İspanya Peseta’ya geri dönecekler.

 
Bunları belki politikacıların yerine geçecek teknokratlar yapabilir. Ama bunun öncesinde teknokratların da kolay kolay yapamayacakları bir şey var. O da Güney ve Doğu’da bugüne kadar birikmiş olan borçların en azından bir kısmının tasfiyesi. Yani Güney ve Doğu’ya daha önce bolca borç vermiş olan Kuzey ve Batı’nın bu borçların bir kısmının üzerine koca bir bardak su içmesi. Bu olmadan Güney ve Doğu’nun beyaz bir sayfa açıp rekabet güçlerini artırmaları mümkün değil. Bu borçların zamanında aktarım mekanizması bankalar oldukları için de zararlar zararlarda bankalar üzerinden yazılacak, çaresi yok. Kuzey ve Batı halkı daha fazla vergi ödeyip bankalarını kurtaracaklar.
 

Bunları yapmazlarsa, IMF Başkanı Lagarde’ın dediği gibi gelecek 10 yıl kayıp bir asır olacak. Euro Bölgesi için.

    

 

Saruhan ÖZEL

Zaman Gaetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Ufak düşüşler yükselişi destekler

Endeks için görüşümüz orta vade için negatif ancak kısa vadede (5-10 gün) değerlendirilebilecek ortam devam etmektedir. Geçen hafta başlayan atak ...

Kapat