Saruhan Özel: Borç Yiğidin Kamçısı, Ama Henüz Kamçılayan Bir Şey Yok

Türkiye’nin dillere destan cari denge açığını üç boyutta değerlendirmek mümkün. Birincisi, ekonominin döviz gelir gider dengesindeki çarpıklık.
 

Cari denge açığı büyük olduğuna göre Türkiye ekonomisi yeteri kadar döviz kazanamıyor ve/veya gereğinden fazla harcıyor. Elbette gönül “nette” döviz kazanan bir ekonomi olabilmeyi arzu eder. Dünyanın talep ettiği malları üreterek ve döviz geliri yaratarak aş ve iş yaratabilmeyi ister. İster de bu o kadar kolay olmaz. Bir Almanya, Çin veya Rusya olmak için “doğuştan gelen” çok özel koşullar ve uzun yıllar istikrarlı şekilde uygulanan bir ekonomik vizyon gerekir. Kamuoyu artık açığın Türkiye’de iyice yapısal hale geldiğini ve kısa vadede bunun üç beş tedbirle değişemeyeceğini anladı. Bu kısır tartışmanın üzerine gitmiyor.

 
İkinci boyut, ekonomideki bu döviz ihtiyacının nasıl ve nereden temin edildiği konusu. Son bir yılda verdiğimiz 61 milyar $’lık cari denge açığı 72 milyar $’lık sermaye girişi sayesinde mümkün hale geldi. (Grafik 1) Gönül yine bu sermaye girişinin uzun yıllar kalıcı, üretime yönelen, istihdam ve katma değer sağlayan bir şekilde gerçekleşmesini ve borç yerine doğrudan yatırım olarak gelmesini istiyor. Ama bu da zor ve zaten 72 milyar $’lık sermaye girişinin sadece sekizde biri doğrudan yatırım şeklinde olabildi. Çünkü Türkiye karmaşık bir ülke, iş yapmak kolay değil, bürokrasisi fazla, mevzuatı sürekli değişebiliyor, hukuki kararları yoruma açık. Ekonominin potansiyeli ile ilgilenenler bunu mümkün olduğunca az riskle yapmak, ortaklıktansa borç vererek bu potansiyelden faydalanmak isteyebiliyorlar. Kaldı ki, ülkede yeterli know-how ve girişimci kapasitesi var, geri kalmış, eski bir demirperde ülkesi değil. Tersine bu ülkeye gelen yatırımcılar kendi ülkelerine know-how götürür durumdalar. Reel sektör borçlanarak birçok projesini hayata geçirebilecek ve sonra da dönüp borcunu geri ödeyebilecek bir konumda. Hatta projeyi para kazanır hale getirip riskini azalttıktan sonra doğrudan yatırıma çeviren de çok.
 

Borca değil borçluluğa bakalım

 
Türkiye ekonomisi bu bağlamda borçlanarak cari denge açığı verebilir hale geldiği için çok fazla borçlandığı yönünde eleştiriliyor ve bu borçların yarın nasıl ödeneceği sorgulanıyor. Ama bu durum yıllardır böyle olduğu halde nedense aslında ekonominin borçluluğunun aynı paralelde yükselmediğine kimse dikkat etmiyor. Borç artabilir ama borçluluk artmayabilir. Yılda 100 TL kazanan birinin 10 TL borcu ile 20 TL kazanan birinin 10 TL borcu aynı şey mi?
 

Türkiye 2000 yılında 119 milyar $ dış borç stoku ile 267 milyar $’lık mal ve hizmet (GSYİH) üretebiliyordu. Dış borcun GSYİH’ya oranı % 44′tü. 2010 yılı sonunda ise ekonomi 290 milyar $ dış borçla 736 milyar $’lık bir üretim sağlıyor (oran % 39). Yani bu süreçte ekonomi toplamda borçluluğunu artırmak yerine bilakis düşürmüş durumda. (Grafik 2) Üstelik bu % 39′luk bir dış borç oranı dünya standartlarında son derece düşük. Euro Bölgesi’nde bu oran % 120. Bugün kriz yaşayan İrlanda’da % 1.224, Yunanistan’da % 165, Portekiz’de % 201.

 
Ülke genelinde durum öyle ama özel sektöre bakalım diyenler de var. Doğru, ekonomi son 10 yılda ciddi bir yapısal değişim geçirdi, yapılan özelleştirmeler ve disiplinli bütçe politikası sayesinde kamunun hakimiyeti azalırken kaynaklar daha ziyade özel sektöre aktı. Bekleneceği üzere özel sektörün dış borcu 56 milyar $’dan 190 milyar $’a çıktı. (Grafik 3) Ama borçluluğundaki artış çok daha ılımlı. 10 yıllık süreçte özel sektör dış borcunun GSYİH’ya oranı % 21′den % 26′ya yükseldi. Bunun anlamı belli. Özel sektör bu borç artışı ile ekonomide ciddi bir katma değer oluşturabiliyor. Zaten o nedenle yabancı kreditörler bu borçları özel sektöre veriyorlar. Daha da ilginci, özel sektörün dış borcu artarken ihracatının daha da hızlı artıyor olması. 2000 yılında ihracatın dış borca oranı % 87 iken 2010 sonunda % 101′e çıktı. Her ne kadar ihracatımızı beğenmesek de, ihracatımızın yeterli olmadığını düşünsek de, demek ki, reel sektör borçluluğunu, yatırımlarını haklı gösterecek kadar ihracat yapabiliyor.
 

İhracat gelirleri elbette önemli ama ülkenin resmî döviz rezervleri de bir o kadar önemli. 2000 yılı sonunda Merkez Bankası son yıllarda piyasadan döviz almama ısrarını bir kenara bırakınca döviz rezervi yükselmeye başladı ve Türkiye’nin dış borcunun % 17′si iken şimdi % 31′i düzeyine çıktı. Gönül % 50 olsun isterdi ama buna da şükür. Çok daha önemlisi TCMB’nin 2000 yılındaki döviz pozisyonu eksiydi. Yani 20 milyar $’lık rezervden çok daha fazla piyasaya döviz borcu vardı. Ama bugün döviz pozisyonu 55 milyar $ fazla veriyor. Bu, döviz piyasasında dalgalanmaları engelleyebilmesi için önemli bir cephane.

 
Borçlanma vadesinde de sıkıntı yok
 

Borçlanmaya diş geçiremeyenler doğal olarak soluğu borçlanma vadesinde alıyorlar. Ama orada da düş kırıklığı yaşıyorlar. Çünkü Türkiye’nin kısa vadeli (1 yıldan daha kısa vadeli) dış borcu 2000 yılında GSYİH’nın % 11′i iken 2010 yılında % 7′ye indi. Bu kadar kriz yaşayan ve kısa vadeli döviz borçlanmanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilen reel sektör eline her fırsat geçtiğinde borçlanma vadesini uzatmaya çalışıyor. Kriz tecrübesi denen şey de zaten bu. Reel sektörün toplam dış borcu içinde uzun vadeli kısmının oranı % 80. 2000 yılına göre 11 puan yukarıda.

 
2010 yılında bankaların kısa vadeli borçlarının daha hızlı artması dikkat çekti. Bankaların kriz sırasında 23 milyar $’a gerileyen kısa vadeli borçlanmaları 49 milyar $’a çıktı. (Grafik 4) Ama bunda da beklenmedik bir şey yok. 2009 ortasında yapılan kambiyo mevzuat değişikliği ile artık şirketler bankaların 1 yıl 1 hafta vadeye çıkıp KKDF’den de sakınma amaçlı yurtdışından dolambaçlı verdikleri uzun vadeli (!) kredileri yurtiçinden kullanabiliyorlar ve bankalar bunların finansmanını yurtdışından uzun vadeli yapmak zorunda değiller. O nedenle bankaların ve şirketlerin uzun vadeli dış borç stokları azalırken bankaların kısa vadeli borçları arttı (ama şirketlerinki değişmedi, çünkü yurtiçinden borçlandılar).

 
Cari denge açığının en önemli boyutu üçüncüsü. Yani bu borçlanma ağırlıklı finansmanla ne yapıldığı. Ama kamuoyu şimdilik ikinci boyutta takıldı. Onun magazin değeri daha yüksek.

 

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Forex Piyasaları Sabah Analizi

EUR/USD ANALİZ ABD'de borçlanma limitine ilişkin tartışmalar sürerken, ABD Hazine Bakanı Timothy Geithner, sert bir çıkışta daha bulundu. Uzun vadeli...

Kapat