Saruhan Özel: Al Faizi Ver Kuru

Bir süredir Merkez Bankası’na yönelik yurtdışı analizlerle başlayıp içeride de yayılmaya başlayan ve giderek şiddetlenen bir faiz artırma baskısı izliyorduk.

 
Bu baskı tam da Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının hemen öncesinde döviz kuru spekülasyonuna dönüştü. Benzer bir durum 2006 yılında gelişmekte olan ülkelere yönelik genel bir spekülatif atak sırasında yaşanmış ve o dönemdeki yönetim bu talebe politika faizini 425 puan birden artırarak tepki vermişti. O 425 puanı geri almak dile kolay 2,5 yıl sürmüştü. (Grafik 1)

  
Gerekiyorsa faiz artırılır

 
Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları faizlerini artırırken geleceğe yönelik enflasyon projeksiyonlarına bakıyorlar. Eğer talep baskısı artmışsa faizleri yükseltip borçlanma imkanlarını azaltarak tüketim yerine tasarrufu özendirmeye ve talep baskısını azaltmaya çalışıyorlar. Yaptıkları çok karmaşık bir şey değil. Arz yönlü baskılara pek tepki vermiyorlar. Yani enflasyon baskısı talebin artmasından ziyade arzın özellikle de geçici bir daralması ise ve aşırı değilse bir kerelik enflasyonu sineye çekip arzdaki daralma eski haline gelene kadar bekliyorlar. Son krize kadar ev, hisse senedi gibi varlık fiyatlarındaki enflasyonu (balonu) dikkate almıyorlardı ama bundan sonra alacaklar.

   

Bugün Türkiye ekonomisinde talep yönlü bir baskı yok. Ara hızla kapanmakta olsa da arz talebin hâlâ üzerinde. Şirketler rahatça fiyat artıramıyorlar. Ekonomi son yıllarda büyük yatırımlar yaparak potansiyel büyüme hızını artırmış durumda. Tarımdaki geçişten beslenen ve işçilik maliyetlerini baskılayan büyük bir işgücü havuzu var. Gerekliyse elbette faiz artırılır ve artırılmalı. Ama gelişmiş ekonomilerdeki gibi düşünüldüğünde Merkez Bankası’nın acil bir faiz artırma ihtiyacı yok.

 
Ama arz/maliyet tarafı o kadar rahat değil. Ekonomide çift para birimi kullanılıyor ve ithalatının % 85′i üretim faktörleri. Döviz kurları hem finansal istikrarı tehdit edebiliyor hem de ithalat maliyetleri üzerinden enflasyonu yükseltebiliyor. Döviz kredi kullanan şirketlerin finansman maliyetleri artıyor ve bunu fiyatlara yansıtmak zorunda kalabiliyorlar. Kurlardaki yükselişin şiddeti ama özellikle süresi çok önemli. Şirketler pazar payları açısından sık sık fiyat değiştirmek zorunda kalmak istemedikleri için bıçak kemiğe dokunmadıkça zam yapmak ve sonra kurlar düşünce fiyat düşürmek zorunda kalmak istemiyorlar. O nedenle ancak kurların uzun süre yüksek gideceğine inanınca zam yaparak pazar payını riske ediyorlar.

 
Bugün Merkez Bankası (ihracata destek için) TL’nin zayıf kalmasını istediğini açıkça söylüyor. Bu da şirketlere vadesi gelen döviz borçlarını öderken bugünlerden daha ucuza döviz bulamayacaklarını düşündürüyor. Üstelik pahalılaşan ithalatı giderek azalttıkları için daha fazla kredi kapamak durumundalar. TL faizi yeteri kadar düşük olunca, döviz mevduat sahipleri döviz satarak piyasaya likidite sağlamıyorlar. Araya spekülasyon da karışınca kurlar biraz fazla hızlı yükselip sinirleri bozabiliyor. Geçen hafta PPK kararı öncesi olduğu gibi. (Grafik 2)

 
Bu durumda eğer ekonominin yapısal sağlamlığına inanıyorsa, aşırı talep olmadığını düşünüyorsa, TL’nin global koşullar nedeniyle rekabetçi kalmasını istiyorsa ve döviz rezervlerine de güveniyorsa Merkez Bankası’nın kararlı biçimde kur artışını döviz satarak durdurması gerekiyordu. Global kriz öncesine göre % 50 fazla olan döviz pozisyonuna o kadar güvenemiyorsa (ki piyasalarda bu tür bir hissiyat da oluştu maalesef) arada kurların biraz yükselmesine de izin verebilirdi. Buradan gelecek bir kerelik enflasyonu sineye çekebilirdi. Genel yaklaşımı da buydu aslında. Ama spekülasyon tam da PPK öncesinde şiddetlenince politika faizini artırmasa da 2006′da yapılanları anımsatan kararlar aldı.
 
Ne yapıldı?

 
Merkez Bankası bankalara çeşitli mekanizmalarla TL veriyor. Aynı zamanda bankalar kendi aralarında ve ikinci piyasada (İMKB üzerinden) borçlanıyorlar. % 5,75′lik politika faizi bankalara her gün ihalelerle verilen haftalık fonlamanın yıllık maliyeti. Diğer kanallardan çok daha az yapılan fonlamanın maliyeti ise son PPK öncesinde % 8-9 civarındaydı. İkinci piyasadaki maliyetler ile bankaların 1 aylık referans mevduat faizleri de yine bu oranlarda (% 9-9,5 gibi) seyrediyordu (bankalar bu maliyetli mevduatların bir kısmını Merkez Bankası’na yatırıp sonra haftalık borçlanmak zorundalar: Grafik 3).

 
Son kararla haftalık fonlama maliyeti (politika faizi) değişmedi ama diğer mekanizmaların maliyeti % 12-15 aralığına çekildi. İkinci piyasadaki maliyet de hemen % 12′lere uyum sağlayıverdi. Dolayısı ile politika faizi değişmemiş gözükse de aslında faiz yükselmiş oldu. Bankaların ya da bankalar üzerinden başkalarının TL borçlanıp döviz alarak spekülasyon yapanların maliyetleri yükseldi ve zorlaştı.

 
Ama aynı zamanda devlet tahvil getirileri de yükseldi. Hazine artık daha maliyetli borçlanmaya başlayacak. Bu durum bir süre daha devam ettiği takdirde bankaların mevduat faizleri de yükselecek ve % 10′ların üzerine çıkacak. Bu da yine ister istemez kredi faizlerine yansıyacak. Yurtdışından bankaların borçlandıkları kurumlar alternatifi pahalılaştı diye faizlerini yükseltecekler. Spekülasyonun maliyetini yine ekonominin geneli ödeyecek.

 
İyi dengeye tutunmak gerekir

 
Ekonomi 2006 yılından sonra “kötü/zararlı” dengede büyümekten “iyi/yararlı” dengede büyümeye geçiş yaptı. Sihirli değnek değdi diye değil. Yapısal sağlamlığı paralelinde risk primi düştüğü için. Şimdi kurlardaki yükselişten çekinip faiz artırarak TL’ye spekülatif talep oluşturmak 2006 öncesine geri dönmek ve yine ekonomiye riskine göre daha büyük bir maliyet ödetmek demek. Belki kısa vadede finansal istikrarı sağlamak mümkün ama enflasyonu kontrol etmek açısından ne kadar işe yarayacağı da meçhul. O yükselen faizler şirketlere kredileri üzerinden ek maliyet, devlet tahvilleri üzerinden ise vergi olarak geri dönecek.

 
Sıcak parasız ekonomi isteniyorsa yapılacaklar belli ve katlanılmak durumunda. Yok, sıcak para istenmiyorsa o zaman da hemen iki darbe geldiğinde barış çubuğu yakıp taviz vermek yerine sert durmaya hazır olmak gerekir. Gerekiyorsa ortalık biraz yıkılıp dökülecek ama ekonomi “iyi/yararlı” dengeye tutunacak.

   

 

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
LiderForex: 26 Ekim 2011 Sabah Analizi

EUR/USD ANALİZ Avrupalı liderler, Euro bölgesinin borç sorunu, EFSF, bankaların yeniden sermayelendirilmesi ve Yunanistan'daki finansal sorunların İspanya ve İtalya'ya sıçramasını...

Kapat