Piyasada Taş Üstünde Taş Kalmazdı

Piyasalardaki belirsizliğin giderek arttığı ve Merkez Bankası’nın üst üste hamleler yaptığı bu dönemde, piyasada yaşananları ve beklentileri Arma Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Murat Gülkan ile konuştuk.Gülkan, Türkiye’nin genel itibariyle potansiyelini harekete geçirmeye başladığını ve bölgesinin cazibe merkezi konumuna gelerek 10 yıl rötarla da olsa artık Hababam sınıfından mezun olduğunu söyledi.

 
Merkez Bankası’nın hamlelerini başarılı bulan ve “bu döneme değerli TL ile girseydik ve iki hafta TL’deki kayıp yüzde 20′yi bulsaydı burada taş üstünde taş kalmazdı” diyen Gülkan, kurun daha fazla yükselmesinin de zor olduğunu belirtiyor. Gülkan, Türkiye’deki yatırım fonlarının iyi yönetilmediğini ve sektöre şeffaflığın getirilmesinin şart olduğuna dikkat çekti. Bunun olmaması durumunda ise sektördeki kan kaybının süreceği uyarısında bulundu.

 
İşte Gülkan ile yaptığımız o röportaj:

 
– Makro açıdan bakarsak, Türkiye için önümüzdeki dönemde ne bekliyorsunuz?
 

Dünyada eski yıldızların söndüğünü, yerine yenilerinin geçtiği ‘tahterevalli’ gibi bir dönemden geçiyoruz. Yakın zamanda, aynı gün üst üste gelen iki haber bunun önemli bir göstergesiydi. Sabah İtalya’nın kredi notu indirildi, öğlen de Türkiye’nin notu yatırım yapılabilir sınıfa çıktı. İki kararın aynı gün gelmesi oldukça anlamlıydı. Dolayısıyla, Türkiye’nin olumlu anlamda ayrışması için gerekli bir çok şart oluşmuş durumda.

 
Ama Türkiye de bir ada değil. Bu olup bitenden biz de nasibimizi alacağız. Ancak, genel itibariyle bakıldığında hem güçlü ekonomisi hem de bölgedeki siyasi istikrarsızlığa karşı bir nevi abi ya da hami olmasının meyvelerini topladığını da görüyoruz. Yarın Arap ülkeleri istikrara kavuştuğunda, Türkiye bundan büyük fayda sağlayacaktır. Arka bahçemizde ekonomik hegemonya bölgesi oluşuyor. Cebinde parası olan bir bölge insanı gelip Gaziantep, İstanbul ya da Antalya’dan daire alıyorsa bu Türkiye için önemli bir gelişmedir.

 
– Piyasalar ve kur için öngörünüz nedir?

 
Kısa vadeli fiyat hareketlerini öngörmek zor olabilir.
 
Avrupa bankalarının fon sıkıntısından dolayı Türkiye’den fon çıkışı yaşanıyor. Bunun bizimle bir alakası yok. Dışarıdan kaynaklanıyor. Büyük bir hata yapmazsa Türkiye’nin hem fiyat hareketi hem de cazibe merkezi olarak olumlu ayrışmaya devam edeceğini düşünüyorum.

 
HABABAM SINIFI’NDAN MEZUN OLDUK
 

Benim kariyerimin ilk 10 yılında yani 1990′lı yıllarda Türkiye’nin Doğu Avrupa’nın geçtiği yollardan geçeceğini düşünüyorduk. 1980′lerde ‘gelişmekte olan ülke’ tanımı ilk çıktığında, önce Portekiz, Türkiye ve Yunanistan bunların arasında gösterilmişti. Biz bu ülkelerle aynı sınıftaydık. Sonra, onlar mezun oldu. Biz bir türlü okulu bitiremeyen, formasının kolları kısalmış 20′li yaşlarda Hababam Sınıfı öğrencileri gibi 90′lı yılları okulda geçirdik.

 
Nihayet, 10 yıl rötorla da olsa Türkiye normalleşmeye başlayarak, kendi potansiyelinin önünü açmaya başladı. Türkiye’nin bu süreçten geçiyor olması çok müthiş bir dönüşüm. Önemli bir momentum yakaladık. Bu bölge için de önemli bir gelişme.

 
– Yani özetle, Hababam Sınıfı’ndan mezun olduk diyebilir miyiz?

 
Aynen, biz mezun olduk. Bu arada Yunanistan’a da ‘senin diploman sahteymiş, sen liseyi dışardan bitir’ demeye başladılar.
 

MERKEZ’İN HAMLELERİ OLMASAYDI TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ KALMAZDI

 
– Merkez Bankası’nın son dönemdeki müdahalelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce riskli mi?

 
Kısaca cevap verirsek, “evet, riskli”. Uzun cevap ise, hayatta risksiz hiç bir şey yok. Merkez’in son hareketini anlamak için geçen sene Kasım ayından itibaren resme bakmak lazım. Merkez, ekonomideki büyümeyi getiren kredi büyümesini yavaşlatacak bir dizi önlemi devreye soktu. Bu bana göre, çok doğru ve yapılması cesaret isteyen önemli bir adımdı… Faizi artırmadan başka düğmelere basarak ekonomiyi soğutmak Türkiye açısından doğru bir hamleydi. Bu arada kademeli olarak kuru da zayıflatmayı başardık.

 
Bunun ne kadar iyi bir şey olduğunu ise şöyle söyleyelim. Mesela, Brezilya reali Eylül ayının ilk iki haftasında yüzde 15 değer kaybetti. TL’nin kaybı kabaca sene başından beri bu düzeyde. Bu noktada TL, diğer gelişmekte olan para birimlerine kıyasla daha iyi performans sergiledi. Eğer, sene başından beri bu önlemleri almasaydık. Değerli TL ile girseydik ve iki hafta TL’deki kayıp yüzde 20′yi bulsaydı burada taş üstünde taş kalmazdı.

 
Şimdi ise Merkez, kurdaki artışa karşı frene basmaya çalışıyor. Merkez’in başarılı olacağının elbette bir garantisi yok ancak şimdiye kadar işi oldukça başarılı şekilde getirdi. Benim beklentim, Türkiye kurunu sepet bazında yukarıda da bahsettiğim özel durumlardan dolayı kontrol almayı başaracaktır. Bu noktadan sonra kurun çok fazla yukarı gideceğini düşünmüyorum.

 
– Piyasaların bu kadar oynaklık gösterdiği bir dönemde, yılın geri kalanı sizin için nasıl geçti?

  
Getiri olarak performansımız arzu ettiğimizden bir parça daha volatil (değişken) oldu. Bu volatileden korunmak için gerekli bazı enstrümanları kullanabilir hale gelmiş durumdayız. Manşet getiri olarak, borsanın yaklaşık yüzde 12 aşağıda olduğu sene başından beri yatırımcılarımıza kabaca yüzde 10 gibi getiri sağladık.

 
Türkiye’de fon yatırımı endüstrisini nasıl buluyorsunuz?

 
Hangi fon son üç yılda ne kadar geçirmiş, yönetim ücreti ne kadar, yöneticisi aynı mdır? Değişmiş midir? Enformasyonun bu kadar arttığı bir dönemde dahi bunun cevabını bulmakta zorlanırsınız. Ben likit fon müşterilerinin çok azının yılda yüzde 3 ya da yüzde 3.5 yönetim ücreti ödediklerini bildiklerini zannediyorum. Yıllık yüzde ortalama yüzde 5.5 getiren bir fonun yüzde 3.5′ini komisyon olarak aldığını bilseler herhalde bu yatırımı yapmazlar.

 
Türkiye’deki fonların çoğu likit fon. Ülkemizdeki, fon endüstrisi gerçek anlamda yatırımı ürünü bakışı sunmuyor. Bizdeki, fonların yüzde 90′dan fazlası B tipi likit fon. Bu da kötü bir mevduat ikamesi aslında. Bu fonların müşterileri de ‘param boşta kalmasın’ diyen bir kitleden oluşuyor.

 
YÜZDE 3.5 KOMİSYON ÖDEMEK MANTIKLI DEĞİL

 
Ancak yatırımcı borsada kaybetme riskini göze almadan az da olsa kazanmayı tercih ediyor olamaz mı?
 

Bu doğru bir yaklaşım değil. Eğer, böyle düşünüyorsa gidip elindeki parayı repo yapması daha mantıklı. Neden, bir de yüzde 3.5 gibi yüksek oranda yönetim ücreti ödesin ki. Paranızı, ‘sen dur, senin yerine ben repo yapayım’ diyen birine yüzde 3.5 komisyon ücreti ödemenin yatırım anlamında mantıklı bir tarafı yok.

 
– Bankaların sunduğu fonlardan ne farkınız var? Yatırımcı neden sizi tercih etsin?

 
Bankalarla hem çok önemli bir benzerlik, hem de farkımız var. Benzerlik tarafında, biz paraya temas etmiyoruz. Bizdeki fon yönetimi mevzuatı ve sistemi yatırımcıyı korumak anlamında çok iyi bir sistem. Biliyorsunuz bir dönem bu ülkede banker skandalı yaşandı. Bizim yönettiğimiz paralarının tümünün saklaması İş Bankası nezdinde gerçekleşiyor. Bizim nakite temasımız bulunmuyor. Yani bizi beğenen yatırımcı, gidip İş Yatırım’dan beraber çıkardığımız fonu alıyor.

 
Farklı olduğumuz taraf ise hem çıkardığımız ürünün özellikleri, hem de yapımızdan kaynaklanıyor. Öncelikle bizdeki ücretlendirme büyük ölçüde performans yapısına dayanıyor. Yani, faizin üzerinde elde ettiğimiz getiri üzerinden başarı primi alıyoruz. Bu bütün işin kimyasını değiştiriyor.

 
Diğer farkımız ise piyasaların düşeceğine yönelik pozisyon alma serbestimiz var. Bu anlamda bir ‘serbest fon’ olarak yurtdışındaki hedge fonlar gibi hareket edebiliyoruz.

 
– Peki ne kadarlık fon yönetiyorsunuz?

 
Şu anda 30 milyon TL yönetiyoruz. Piyasalardaki hareketliliğin son dönemdeki fon girişinde etkileri oldu. Mayıs-Haziran’a kadar kuvvetli bir fon girişi vardı. Piyasalar bozulunca, bu bizim performansımızdan bağımsız olarak bir miktarda fon çıkışını beraberinde getirdi.

 
Bu anlamda da önemli bir ders aldık. Düşen piyasaya karşın iyi performansımıza rağmen, belli bir miktarda çıkış oldu. Oysa en karanlık dönemde yatırım trenine bindiğiniz zaman büyük getiriler elde etme şansınız oluyor.

 
– Sektörün Türkiye’deki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? İstenilen noktaya geldi mi?

 
Fon yönetimi sektörünün şapkayı önüne koyup düşünmesi gereken bir dönemi yaşıyoruz. Müşteriden ne almıştır, ne kadar kazandırmıştır. neden büyüyememektedir. Bu sorulara cevap vermesi gerekmektedir. Bakın, konferanslara gittiğinizde sektör hakkında hep aynı konuşmacılar, “dışarıda fonlar çok büyük, içeride fonlar çok küçük” gibi hep aynı tespitleri yapıp, işi ‘inşallah, maşallahlar’la bitirir.
 

MAL, KÖTÜ MAL

 
– Peki neden içerideki fonlar büyümüyor?

 
Çünkü mal kötü mal. Yani fiyatı yüksek kalitesi düşük. Bazı fonlara baktığınızda sistematik şekilde düşük performans sergiliyor.

 
Ortada çok önemli yapısal sorunlar var. Örneğin siz hiç Türkiye’de kötü fon yönettiği için işinden kovulan birini duydunuz mu? Yurtdışına böyle değil. Ayrıca fonlarla ilgili doğru karşılaştırma yapılması için performansları ölçen bir bilgilendirme eksikliği var.

   
Bugün bir müşteri, bir bankaya gidip, ben fon almak istiyorum dendiğinde onun önüne sadece o bankanın fonları konuyor. Eğer, siz yatırım danışmanlığı hizmeti veriyorsanız, onun için en iyi getiri sağlayacak ürünü vermelisiniz. Şeffaflığın eksik olmasıyla da ortaya bu tip ortamlarda her zaman görülen, ‘yüksek fiyat ve düşük performans’ sonucu ortaya çıkıyor.

 
HASTANIN DURUMU AĞIR

 
Yani hastanın durumu ağır diyorsunuz?

 
Evet. Hastanın durumu gerçekten ağır. Çünkü son 5 yılda yatırım fonların büyüklüğü TL bazında sabit. Büyümüyor. Yaklaşık 33 – 34 milyar TL civarında. Son beş yılda her şey beşe katladı. Büyüyen sadece emeklilik fonları, o da her ay düzenli bir prim ödemesi olduğu için büyüyor. Eğer bir mal beş yıldır büyümüyorsa, o mal kötü maldır.

 
YATIRIMCI PROFİLİ İKİ AYRI UÇTA

 
– Türkiye’deki yatırımcı profili nasıl? Yatırım konusunda eksiklikler neler?

   
 Türkiye’deki yatırımcı profili iki aşırı uçta. Ya, son derece muhafazakar, sadece faiz geliri alıyor. Ya da son derece, fütursuzca 1′e 300 oranında kaldıraç kullanarak forex piyasalarda işlem yapıyor. Bunların her ikisinden de para kazanmak mümkün değil. Bunların, arasında kalan enstrümanlara ihtiyaç var. Sektörümüzün de bunları üretmekte zorlandığını görüyoruz.

  
Mesela en çok kullanılan anapara korumalı fonlardır. Bu, kağıt üzerinde oldukça doğru olan bir yatırım enstrümanı. Ama, burada da tıpkı likit fonda yüzde 3.5 komisyon alınmasına benzer olarak, müşteri aleyhine bazı maddeler konulduğunu görüyorsunuz.

 
– Denetleyici kurumlar buna engel olmuyor mu?

 
Bu kurumlar, serbest ortamda iki reşit insanın yaptığına müdahale etmemeli. Ancak, yapılanların doğru biçimde şeffaf olarak açıklanmasını kontrol etmeli. Bundan emin olması lazım. Şeffaflık gelirse, gerisi zaten gelir.

  
– Şeffaflıktan kastınız nedir? Tam olarak ne yapılmasını istiyorsunuz?
 

Şöyle ki, birisi bir liste yapsın. Likit fonların yönetim ücretleri ve getiri performanslarını bir yan yana koysun. O zaman yatırımcıların saçlarının diken diken olacağı bir tablo ortaya çıkacaktır. Bahsettiğim aslında bu kadar da basit bir şey.

 
Bu detaylar gözden kaçıyor. Zaten her şey gözden kaçırma üzerine kurulmuş durumda.   (Emek Kaplangil/Hürriyet)

 

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Forex: Euro Relief Rally Threatens 61.8% Fib, Sterling To Consolidate

The renewed pledged to tackle the European debt crisis propped up market sentiment on Monday, but the relief rally may...

Kapat