Para Basmak İşe Yaramaz, Bütçe Açığı Yarar

Bakınız, sevgili piyasalar, canım fon yöneticilerim benim, günah keçilerim, masum kurbanlarım, Sessiz Kuzularım, Hanibal’ın öğle yemeği  canlarım benim.  Ne G7, ne Fed, ne de AMB sizi kurtaramaz.  Sizi ancak ve ancak  daha fazla bütçe açığı vermek (kamu harcamalarını artırmak) kurtarır, o da olmayacak.  Lütfen kapitalist sistem, etkin çalışan, serbest ve rekabetçi piyasa teorisine inancınızı gösterin ve devletten yardım beklemeden minik totişlerinizi büzüp, gidin riskli varlıklarda alım yapın.  Birisi vergi isteyince, “serbest piyasa ekonomisine müdahele ediyorlar, yetişin”.  Ne merkez bankası ne de Maliye Bakanlığı sizi kurtarmayınca “Bu ekonomiye destek lazım, yandık bittik”.  Var mı böyle bir model ya?

Cuma günü yapılacak G7 toplantısından yine mucize bekleyenler var, boş laftan başka bir şey çıkmaz. Eğer dünya liderleri benim düşündüğümden daha öngörülüyse belki toplu halde Japon yen’i satarak bu tar-u-mar ve bi-tap ekonominin bir kez daha resesyona girmesi engellenir, o kadar.  Perşembe günü AMB Başkanı Trichet artık parasal sıkılaştırmanın bittiğini ilan etti, yakında ilk faiz indirimi gelir.  Bir nebze faydası olur tabii,  ama daha çok bankacılık sistemine.  Belki Avrupa bankacılığı batmaya yakın söylentisinin önü alınır, bankalar ucuz fiyattan daha fazla Alman Bund (uzun vadeli DİBS) alarak kar yazar, ama büyümeye çok faydası olmaz.  Çünkü, PIIGS krizi Avrupa’da yarına güveni ortadan kaldırıyor.  Yarınına güvenmeyen insan harcamaz.

Fed’in bu ay QE3 yapacağını hiç sanmıyorum, yapsa da işe yaramaz. ABD’de 10 yıllık getiri %2, uzun vadeli faizleri biraz daha indirsen kaç yazar?  Zaten, ABD’de sorun konut almak isteyenlerin kredi bulamaması, ödeme gücü olmaması değil.  Yani likidite tuzağı var, onu da para politikası çözemez.  Bunu Keynes’den öğrendik ya.  İşte bu ortamda Perşembe gecesi Başkan Obama 450 milyar dolarlık harcama paketi açma teklifi yaptı Cumhuriyetçiler’e (CUM).  Bence CUM bu teklifi kabul etmez.  Arıza bir ekip bu CUM, bizim muhalefetten daha beter valla.  Obama’ya zenci olduğu için nefret duyuyorlar.  Ekonomi zerre umurlarında değil, yeter ki, 2012 Kasımın’da onlardan biri başkan olsun.  Peki hadi Demokratlar (DEM) ve Obama’dan kurtuldular, hem Temsilciler Meclis’i hem de Senato’nun kontrolünü ele geçirdiler, ekonomiyi derleyip toplayabilecekler mi? 

Bence imkansız.  Çünkü şu anda CUM başkan adayları arasında  önde giden Mitt Romney ve Rick Perry hiç bir ulusal tecrübesi olmayan, dar kafalı  aşırı sağcı ideologlar.  Ron Paul ve Sarah Palin gibi adı geçenler ise J. W. Bush’dan daha beter radikal.  Hemen her konuda makul davranan Amerikalılar’ın NİYE başkanlığı ülkede bu işi yapmaya en az ehil kişiye emanet ettiğini hep merak eder durarım, korkarım bu sefer de cevabı bulamayacağım. Ama, bu değerli şahısların kafasında  Milton Friedman’ın “monetarist” teorilerinden başlayıp Rational Expectations ekolünün umumi denge kuramlarına kadar uzanan ve hiç bir işe yaramadığı ispat edilmiş bir sürü önkabul var.  Onlara göre, eğer devlet elini ekonomiden çekerse, bürokrasi ve vergileri azaltır, fazla para basmaz, dengeli bütçe yönetirse ekonominin tüm sorunları çözülecek. 

Friedman’ın tarif ettiği; ardından Robert Lucas Junior, Neil Wallace ve Thomas Sargeant’ın fantastik bir Hollywood hikayesi haline getirdiği bu ekonomik vizyonda dışsal şoklar dışında ekonomi HER ZAMAN oluşabilecek en mükemmel dengede yürür, CUM adaylar da buna inanır ya.  Almanya da tamamen puştluğunda aynı kuramlara inanıyor.  Almanlar, tarihten gelen baskıcı ve faşist bir kültür oluşturup tüm özgür iradeyi sinirleri alınmış çiğköftelik kıyma gibi toplumdan sildikleri için, Rihanna’dan daha mazohisttir.  Bu yüzden de ölünceye kadar çalışıp her kuruşu tasarruf etmek gibi sapık bir zihniyetle yaşarlar.  Tüm Avrupa’nın da böyle davranmasını isterler. Akdenizliler’in “yan gel yat” felsefesine saygı duyduğumu sanmayın, ama Almanlar’ınki fazla.  İşte bu Alman israrı yüzünden aslında kamu borcu/GSYIH oranı ABD’ye göre bir hayli düşük olan Euro-bölgesi de bütçe politikalarını devreye sokarak ekonomisini canlandırmayacak.

Halbuki, şu an tam Keynesyan bütçe politikalarının zamanı. Dünya ekonomisi artık dışsal şoklar yüzünden değil, güven bunalımından dolayı habis bir dengeye saplanmış durumda.  Özel sektör nakit biriktiriyor, kamu açığını kapatmaya çalışıyor, aşırı borçlu hanehalkı da hızla borç ödemeye uğraşıyor.  Bir yandan da Asya  ülkelerinden gelen müthiş tasarruf fazlası var. Bakın, ABD ve Alman uzun vadeli faizleri %2’nin altında.  Bunlar resesyon ve deflasyonu fiyatlıyor. Piyasada para menzul, gelin beni borç alın, harcayın diye haykırıyor.

Bu ortamda, ABD ve Euro-bölgesi borçlanıp harcamaları artırsa, işdünyası elindeki nakti sabit sermaye yatırımına dönüştürecek, geliri artan hane halkı da hem harcamaları artıracak, hem de borcunu ödeyebilecek.  Asya ise tasarruflarına daha fazla getiri elde ettiği için BELKİ tasarruf/harcanabilir gelir oranını düşürerek dolaylı olarak iç talebi yükseltecek.

Bu düz mantık reçeteye ABD’li CUM ve Almanların hep aynı itirazları vardır.  İlki: “Efendim, daha önce de bütçe harcamalarını artırarak resesyondan kurtulmayı denedik, olmadı”.  Olmaz tabi.  Çünkü hiç bir zaman yeterince harcamadınız. ABD’de çıktı açığı nerdeyse %5’lere vurmuşken, ekonomiye verilen bütçe desteği %2’nin altında kaldı.  Zaten, bütçe politikalarının devreye girmesi para politikasına göre çok daha uzun zaman alır.  Para basmak 5 saniye, bir köprü inşa etmek yıllar sürer.  ABD örneğine bakın, daha Obama’nın destek paketi yeni yeni etkisini gösterirken, hemen bütçe kesintileri başladı. Eğer para politikasında uyguladığımız radikal tedbirleri bütçede uygulasaydık, dünya şimdi uçuyor ve çıktı fazlası üretiyor olurdu.

İkinci itiraz, yine Şikago School’dan çıkan bir başka  sapık fikir: “Efendim, kamu açığı arttığında, hane halkı ilerde vergi ödemelerinin yükseleceğini bildiği için tasarrufu artırırmı”ş.  Vallahi şaka yapmıyorum, Ricardian Equivalance Theory (Rikardo’nun denkliği) adı verilen bu kurama göre benim 7 yaşındaki oğlum, ben çok harcadığım için daha fazla tasarruf edermiş.

En önemli üçüncü itiraz ise “aç insana balık verirsin, bir gün doyar” gerekçesi.  Yani, harcamaları artırıp bir sürü işsiz-güçsüzü besliyorsun, ama onlar yarın yine aç, çünkü çalışmaya niyetleri yok.  Aşırı sağcı politikacıların insan onuruna hakaret eden bu önkabulünü de akşama kadar eleştiririm, ama gerekmez.  Eğeri işsizlere yardım boşa harcamaysa, o zaman altyapıya yatırm yapın.  Yeşil ekonomiye yapın, sağlığa yapın, teknolojiye yapın.  Mikro- ekonomistlerin çalışmalarında tüm bu yatırımların çok yüksek getirisi olduğu ortaya konuyor. Harcamaları bu alanlara yönlendirmek, aşırı sağcıların son itirazlarını da boşa çıkartır:  Efendim, kamu borcu/GSYIH çok artarsa risk primi ve faizler yükselir, bütçe desteği işe yaramaz.  Eğer harcamalarla ekonominin uzun vadeli büyüme kapasitesini yükseltiyorsan, ilerde oluşacak ekstra vergi geliri bugünkü borcu öder, risk primi de artmaz.

Özetle dünyada ekonomik bir sorun yok.  İdeolojik bir sıkıntı var.  Hiç bir geçerliliği olmadığını biz pratisyen ekonomistlerin çok iyi bildiği  kuramlara inanan bir avuç zavallı tarafından yönetiliyoruz. Bir de güven krizi var.  10 yıldır her darboğazda kamunun gelip onları kurtarmasına alışmış aç gözlü fon yöneticileri ve büyük kapitalistler, tam gerektiği zamanda risk almaktan korkuyor güven krizi yüzünden.

Peki dünya batar mı?  Belki, ama bence 2008 Lehman Krizi yerine çok sancılı, sık sık sıfıra düşen, ama eksiye geçmeyen bir dünya ekonomisi seyrederiz önümüzdeki 5 yılda. AB’nin PIIGS krizini çözemeyip, Euro’nun dağılması, radikal bir Cmuhuriyetçi’nin başkan olup, bütçeyi dengelemeye çalışması, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki isyanların Suudi Arabistan veya Irak gibi büyük petrol üreticilerine yayılması türünden gelişmeler bizi çok derin ve uzun bir resesyona sokar.   Ama, daha olası senaryoda, Çin başta Asya’dan gelen güçlü büyüme dünyayı bir nebze ayakta tutarken,  gelişmiş ekonomilerde gelecek yıldan itibaren dip yapan tüketim harcamaları ve sabit sermaye yatırımları kendiliğinden toparlanarak küresel resesyonu engeller.

Atilla Yeşilada,

ayesilada@gmail.com

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Ekonomik Yavaşlama Ne Kadar Derin?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sanayi üretiminin Temmuz’da beklentileri aşarak %6,9 oranında büyüdüğünü duyurdu. Temmuz ayında kaydedilen %6,8’lik yıllık artışı aşan...

Kapat