Özel: Avrupa Merkez Bankası’nın Faiz Kararı, Bir Dönemin Sonu mu?

Uzunca bir süredir gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları para politikalarını sıkılaştırıyorlar.

 
Bunu politika faizlerini ve/veya munzam karşılıkları yükselterek ve/veya içerde ekonomiyi canlandıran yurtdışı sermaye girişini kontrol etmeye çalışarak yapıyorlar. Bunu yapmaları da son derece doğru. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu % 5 ve üzerinde gayet hızlı büyüyorlar. Aynı zamanda dünya enerji, tarım ve diğer emtia fiyatlarındaki hızlı artış hem üretim maliyetlerini yükseltiyor hem de doğrudan tüketici fiyat endekslerine yansıyor. Olayın bir de politik yönü var. Çin ve Hindistan gibi büyük ve önemli ekonomilerde ortalama gelir düzeyi çok düşük (Çin’de 4.200, Hindistan’da 1.100 $). Gıda ve enerji harcamaları hanehalkının gelirinin önemli bir kısmını götürüyor. Bu tür ülkeler için gıda ve enerji enflasyonunun artması politik rahatsızlık ve oy kaybı demek. Elbette para politikasını sıkılaştırarak bu tür fiyatları doğrudan kontrol etmeleri mümkün değil. Ama faizleri yükselterek para birimlerini biraz güçlendirebilir ve yerel para cinsinden ithalat maliyetlerindeki artışı azaltabilirler. İç talebi biraz zayıflatabilirlerse ikincil etkilerini (yani üretim maliyetlerinden satış fiyatlarına geçişi) engelleyebilir ya da hiç değilse yavaşlatabilirler. 

 

Ama global ekonomide asıl etki oluşturacak olan, gelişmekte olan ülkelerin politika faizleri değil. Gelişmiş ülke merkez bankalarının, yani dolara hükmeden FED’in, Euro’ya hükmeden ECB’nin, sterline hükmeden BOE’nin ve yen’e hükmeden BOJ’un ne yapacakları çok daha önemli. Ve o cephede piyasalar özellikle son ECB kararından sonra diğerlerinin de ona katılıp katılmayacağını ve böylece yeni bir dönemin, para politikalarında topyekûn bir sıkılaştırmanın başlayıp başlamadığının tartışmasını yapıyorlar.

 
Bir ECB klasiği

 
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olanların tersine uzun süredir para politikalarını son derece gevşek götürüyorlar. (Grafik 1) Sebebi malum. Gelişmiş ülkelerin ekonomileri krizden daha yeni çıkarak büyümeye başladı ve otoriteler bunun hâlâ desteksiz sürdürülebileceğine güvenemiyorlar.
 

ABD’de inşaat sektörü hâlâ ayağa kalkamamış durumda, konut stoklarındaki erime ve konut fiyatlarındaki dipten dönüş yeniden güç kaybetmeye başladı. Politikacıları çok yakından ilgilendiren istihdam artışı dünyanın bu açık ara en büyük ekonomisinde hâlâ yetersiz ve % 8,8 ile kriz öncesi seviyelerin hâlâ çok üzerinde olan işsizlik yavaş geriliyor. (Grafik 2)
 

AB’de büyümenin motoru Almanya ekonomisi ve bunu da hızla büyüyen gelişmekte olan ülkelere yaptığı katma değeri yüksek ihracatla beceriyor. Ama özellikle borcu yüksek olup artık bunu yüzdüremeyecek durumda olan küçük Avrupa ülkeleri önemli bir sorun. (Grafik 3) Yunanistan, İrlanda ve Portekiz farklı sebeplerle teslim bayrağını çekmiş durumdalar ve AB’den (ve IMF’den) gelen yardımla borçlarını döndürebilecek durumdalar. Olayı bu tür ülkelerle sınırlamak da mümkün değil. Almanya ve Fransa bankaları liderliğinde sorunsuz gözüken birçok ülkenin bankaları bu ekonomilerde ciddi risk taşıyorlar. Herhangi bir borç yeniden yapılandırması bu bankaların büyük zararlar yazmaları demek. O nedenle bu ülkelerin yüzdürülmesi (vadesi gelen borçlarını ödeyebilmeleri) kadar İspanya, İtalya gibi büyük ama benzer sorunları olan ekonomilere sıçramaması da önemli.
 

İngiltere’de tam bir stagflasyon, yani enflasyon ve durgunluk ortamı yaşanıyor. İngiltere Merkez Bankası BOE iki arada bir derede kalmış durumda. Enflasyon bir kerelik artışlardan kaynaklanıyor diyerek tercihini durgunluğu önlemekten yana kullanıyor. Japonya’da ise ekonomi gayet iyi giderken deprem felaketi ile sarsıldı. Bunun kısa vadedeki deflasyonist etkisine karşı önlem almak durumundalar.
 

Bu bağlamda bırakın para politikasını sıkılaştırmak, FED hâlâ QE2 adlı piyasadan devlet tahvili alma programı ile likidite oluşturmaya devam ediyor. Japonya Merkez Bankası (BOJ) devlet tahvili alımının da ötesine geçip gayrimenkul yatırım ortaklıkları alacak kadar ileri gitmiş durumda. BOE’nin kafası karışık ve FED gibi bir QE programını gündeminden çıkartamıyor. Ama bunlardan aslında bir farkı olmasa da ECB yine klasikleşmiş showlarından birini daha yapıp % 1 olan fonlama faizini % 1,25′e çekiverdi. Gösterdiği sebep ise İngiltere’nin % 4,4 olan enflasyona karşı faiz artırmadığı, diğerlerinin tersine likidite oluşturduğu bir ortamda enflasyonun emtia fiyatları ile % 2,6′ya, % 2′lik üst hedefin üzerine çıkmış olması.

 
Ne ECB devam edecek ne de diğerleri takip edecek

 
Daha da ilginci, ECB bu faiz artışının “şimdilik” devam etmeyeceğini açıkladı. Demek ki, tarihi düşük seviyede olan faizi sadece 25 baz puan artırmakla enflasyonun gerileyeceğini sanıyor. Ya da piyasaların “bravo ECB’ye, bak enflasyonla nasıl da savaşıyor” diyeceğini ve enflasyon beklentilerini törpüleyeceğini zannediyor. Halbuki tam tersine herkes ECB’nin sadece “show” yaptığını, 2008 krizi öncesinde yaptığı faiz artırma garipliğini tekrarladığını ve yine kuyruğunu kıstırıp bundan öteye kolay kolay geçemeyeceğini biliyor. Burada olan, müflis konumda debelenenlere ya da müstakbel müflis konumundakilere olacak. ECB’nin faiz artışı % 90′ı değişken faizli ipoteklerden oluşan İspanya ipotek piyasasına darbe vurması ve en geç 6 ay içinde % 20 işsizlik oranı olan ülkede ipotek kredisi kullananların her ay ödedikleri kredi taksitinin birkaç yüz Euro artması demek. Bankaların (özellikle yerel banka Caja’ların) en önemli dertleri teminatlarında duran gayrimenkul ve arsa stoku. Portekiz’de 100 milyar € riski olan İspanyol bankalarının 2010 sonundaki inşaat ve gayrimenkul sektörlerindeki riski 440 milyar €. Acaba yakın gelecekte İspanya da üç silahşorlara katılmak zorunda kalır ve Euro’nun geleceğini tehlikeye atarsa ECB’nin bu anlamsız hareketi nasıl anılacak?

 
Gelişmekte olan ülkelerin para politikalarını eskisi kadar gevşek götürmeyecekleri belli. O nedenle global faizlerin daha fazla düşmeyeceği ve bundan sonraki hareketin yukarı olacağı düşünülmeli. Ama gelişmiş ülke ekonomileri ne kadar krizden çıkmış ve büyüyor olsalar da uzun süre daha merkez bankalarının faizleri artırmasına imkan tanımayacak. ECB de garip kararlarına bir yenisini eklemekten başka bir şey elde edemeyecek.

Saruhan ÖZEL

Zaman Gazetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Gitti Gidiyor Derken…

Online açık artırma pazarının lideri ABD’li eBay, Türkiye’de bu alanda iş yapan ‘Gittigidiyor.com’u aldı. 2007’de yüzde 10’a yakın azınlık hisse...

Kapat