Merkez Bankası Toplantısı ve Düşündürdükleri

Merkez Bankası’nın en son toplantısı sonrasındaki beklendik faiz kararına rağmen oldukça sürpriz tek sayfalık açıklaması bir hayli düşündürücü. Politika faizi olan bir haftalık repo faizinin değiştirilmeyecegini neredeyse herkes tahmin edebiliyordu. Nedeni ise oldukça basitti: Banka toplantıya kadar ki politika notlarında ve açıklamalarında “çok kısa vadede” bir faiz artırımına gideceğine ilşkin hiçbir sinyal vermemişti. Dolayısıyla bu toplantıda da ani bir karar vermesi beklenmiyordu. Ancak faiz kararı ile beraber iliştirilen kısa notta artık birtakım sinyalleri göreceğimizi umuyorduk. Kurun geldiği seviyenin enflasyon açısından yaratabileceği problemler, kredi büyümesinde gerilemenin olmaması, aksine artışların yaşanması, ikinci çeyreğe ilişkin büyümeye ilişkin göstergelerin bir yavaşlamayı işaret etse de cari açıktakı artışı engeleyebilmenin çok uzağında olması, vs. vs.
  

Merkez Bankası’nın kısa notunda bu belirttiğimiz hususlara ilişkin doğrudan değil ama dolaylı yoldan birkaç cevap çıkarmak mümkün olabilir.
 

          + Kur ve enflasyon üzerindeki olası negatif etkisi konusunda doğrudan bir açıklama yapmasa bile Merkez Bankası, “ithalat fiyatlarındaki birikimli artışların gecikmeli etkilerine bağlı olarak kısa vadede çekirdek enflasyon göstergelerinde sınırlı bir yükseliş olabileceğini” söylemeye devam etmiş. Bu birikimli etkinin emtia fiyatları artışı ve TL’nin değer kayıplarını içerdiğini söyleyebiliriz. Ama bunun yanında enflasyona ilişkin “korkulacak birşey yok” çağrısına devam ediyor: Birim işgücü maliyetleri zayıflamakta, gıda fiyatlarında Haziran ayında aşağı yönlü düzeltme olacak, kapasite kullanım oranları hala düşük. Sonuç olarak Merkez Bankası sözkonusu enflasyon seviyesinin herhangi bir politika faizi reaksiyonu gerektirmedigini bir daha yenilemiş.

         + Kredi büyümesi konusunda da artık topu BDDK’ya atmış ve kurumun tüketici kredilerine yönelik önlemlerinin katkısından bahsetmiş. “Bekleyelim görelim eninde sonunda kredi büyümesi yavaşlayacak” görüşünde MB.

          + Büyümeye ilişkin göstergelerde de ılmlı seyrin devamından bahsedip, iktisadi faaliyete dair açıklanan verilerin daha önceki Enflasyon Raporu çerçevesinde gerçekleştiğini tekrarlamış.
 

Bizim cevaplarımız Merkez Bankası’ndan biraz farklı tabi. Zira, hemen bir politika faizi reaksiyonu gerekliliğinden ve bunun yanında da daha fazla gecikmeden maliye politikasında somut adımların atılması ihtiyacından bahsedip duruyoruz. Tekrarın en çok olduğu yıllardan biri belki de 2011. Hem MB için hem de kimi ekonomistler için.

 
Kur’daki yukarı yönlü gidişatın gözden kaçırılmaması gerekliliğini yinelemek isterim. Bunun enflasyon üzerindeki etkisini yılbaşından beri kimi alt kalemlerde görüyoruz ve görmeye de devam edeceğiz. Bu çerçevede ilk adımın döviz alım ihalelerinden çekilmek ve piyasaya verilen TL likiditesini azaltmak olacaktır. Geldiğimiz noktada, nedenleri ister beğenelim ister beğenmeyelim, ister ithalat fiyatlarındaki birikimli artışların gecikmeli yansıması diyelim, ister gıda fiyatlarındaki oynaklık diyelim, isterse başka hafifletici sebeplerden bahsedelim — Sonuç olarak, piyasa da yüzde 7,5-8 aralığına oturmuş bir enflasyon tahmini var. Resmi hedef ise yüzde 5,5. Yıllık çekirdek enflasyon fiyatları artışını devam ettiriyor, ettirecek. Aradaki fark bir nebze kapanmış olsa da, üretici fiyatlarındaki yıllık artış hala tüketici fiyatlarının oldukça üzerinde. Yani arz yönlü fiyat baskısının devamının işaretçisi. Ve yine, bir yavaşlamadan bahsedilse de iç talep hala güçlü. Yüzde 45’in üzerinde bir yıllık tüketici kredi büyümesi var. Global anlamda enflasyonunun etkilerinin gelişmekte olan ülkelerdeki baskısına da şahit oluyoruz. Gelişmiş ülkeler bile, büyüme zayıflıklarına rağmen, kendilerini korumaya almaya çalışıyorlar. Oldukça tartışılır bir karar alıyor mesela Avrupa Merkez Bankası ve faizleri artırıyor. FED bir türlü ivme kazanamayan büyümeye rağmen artık enflasyon varlığını gözönüne alıp ek bir niceliksel genişlemeye gitmiyor. Hep tekrarladığımız şeyler, ama gündem değişmiyor.
 

Kredi büyümesine gelince, yıllık artış seviyeleri hala yüzde 40’ların üzerinde. Merkez Bankası’nın en son takip ettiğini söylediği yıllık artış hesaplamasına (Dört haftalık yıllıklandırılmış ortalamalar) göre de durum farklı değil. En son Haziran verisinde, yüzde 45’lerin üzerinde bir artış sergileyen kredi artışı oldu. Aşağı gelir mi ilerleyen günlerde bu artış oranı? Gelir. Özellikle BDDK’nın aldığı son önlemin doğrudan etkisi olacaktır. Ancak istenilen seviyelere ne zaman gelir, bunun cari açık etkisi üzerindeki etkisi ne zaman görülür, yılın ortasına geldik hala belirsizliğini koruyor. Aslında MB, sabırsızlananlar için bir takvim koymuş – yılın son çeyreğinden itibaren cari dengede iyileşme olabilecek diyor. Bu seneyi cari açıkla savaş anlamında “kayıp” olarak adledmek mümkün sanırım, üstelik sorunu erteledikçe erteledik. Bu önlem yetmedi, bir önlem daha, bu da yetmedi, bir önlem daha anlayışıyla Haziran’ı da bitirdik. Parça parça önlem stratejisi tüketiciler açısından da “yeni bir önlem daha gelmeden kredimizi alalım” zihniyetini yerleştirdi ve artışı hızlandırdı belki de. Sonuç olarak, ne geçmiş aylar ne de gelecek aylarla ilgili yorum ve beklenti iletmeden, geldiğimiz noktaya ilişkin bir gerçeği bir kez daha paylaşıyorum sizinle — Tüketici kredilerinde hala yüzde 40’ın üzerinde bir artış sözkonusu.

 
Büyüme dinamiklerine ilişkin gelen veriler konusunda da bir yavaşlamadan bahsetmek mümkün, evet. Ama bu yavaşlamanın yetersizliğinini açıkça gösteren başka önemli makroekonomik veriler de var. Doğal olarak hiçbir ülkede ekonomik otoriteler ekonomide bir yavaşlamayı istemez. Büyüdükçe büyüyelim isterler. Ancak Türkiye ekonomisi gerçeğinde ne kadar fazla büyüme o kadar cari açık, o kadar çok kırılganlığı beraberinde getiriyor. Tabi ki Türkiye’nin gelişmiş ülke ekonomisi seviyelerini yakalayabilmesi için yüzde 7-8 lerde büyümesi şart, aksi takdirde yakalayabilmemiz çok güç. Ancak büyüme dinamiklerimizi sağlıklı ayaklar üzerine oturtmazsak, büyüdükçe ülke ekonomisini daha kırılgan hale getirirsek, o zaman sert inişleri de beraberinde getirir, gelişmiş ülke ekonomisi seviyesine gelişi daha çok geciktiririz. Son dönemlerde hükümet yetkililerinden, büyümeye ilişkin açıklamalar geliyor. Faiz artışlarının gereksizliğinden ve olmayacağından bahsedip duruyorlar. Büyüme modeli gerçekliğinin dışında bütün bu açıklamalar başka bir kırılganlığın da işareti olarak algılanabilir. Faizlerin çıkarılmayacağına ilişkin hükümet yetkililerin açıklamalarına içimizden “faizi siz artırmıyorsunuz ki, bağımsız bir kurum olan MB fiyat istikrarı olan ana amacı çerçevesinde ilerleyeceği politikalar paralelinde bu kararı veriyor” diye bir cevap vermek zorunda kalırsak, ve bu bizi kara kara düşünmeye sevkederse, herşey daha farklı bir boyut almaya başlamaz mı?

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Moody’s: Yunanistan Bankalarından Mevduat Çıkışı İyi Değil

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Yunanistan’da  özel sektörün bankalardaki mevduatlarını çekmeye devam etmesinin Yunan  bankalarını kredi notları için negatif bir...

Kapat