M.Uğur Civelek: Gündem Dışı Gerçekler

Küresel düzeyde finansal piyasalar cephesinde yaşanan gelişmeler sorunları ağırlaştırıyor, belirsizlik ve kırılganlığı arttırıyor. Mevcut yıpranmış yapı içinde, bu açmazdan çıkma şansının olmadığı her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Hatta içinde Amerikan Merkez Bankası Açık Piyasa İşlem Komitesi’nin aldığı kararlar, bunun öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler yukarıda özetlediğimiz gerçeğin bir kez daha tekrarlanmasını gerektiriyor. Dolar diğer paralara karşı değer kaybediyor, fakat sermaye ve emtia piyasaları dolardaki eğilime yükselişle eşlik etmekte zorlanıyor, eski ezberlerin bozulabileceği sinyalini veriyor, altındaki yukarı hareket ise sistemik risk algılamasında kırmızı alarm düzeyinin yolda olduğunu herkese göstermeye çalışıyor. Serbest piyasanın işleyişindeki yozlaşmayı gizlemek, beklenti yönetimi ve örtülü müdahalelerle günü kurtarmak giderek zorlaşıyor.
 

Federal Reserve Açık Piyasa İşlem Komitesi’nde alınan kararlar ve gerekçelerine ilişkin her hangi bir sürpriz söz konusu olmadı: Piyasaların fiyatladığı iddia edilen beklentilerin dışına çıkılmadı. Genel eğilimlerin kısa  vadeli ve spekülatif karakterli olduğunu, alınan beklentinin gerçekleşmesi ile kâr realiyazsyonları gelmesinin normal sayılması durumundan hareket edersek yaşanması gereken eğilimler daha farklı olmalıydı: Dolardaki değer kaybının durması ve kayıpların kısmen geri alınması, sermaye ne emtia piyasalarında kontrollu kâr realizasyonlarının devreye girmesi daha muhtemel bir tepki olabilirdi. Fakat doların değer kaybettiğini, sermaye piyasalarının gerilememeye hatta sınırlı yükselişe zorlandığını, bazı istisnalar dışında emtia piyasalarındaki hareketin ise aksi yönde olduğunu gördük. ODlması muhtemel olan ile yaşananlar arasındaki farkı piyasa mekanizması ile açıklamak pek mümkün görünmüyor.
 

Federal Reserve yüksek işsizlik ve inşaat sektörü nedeniyle durgunluktan çıkışın veya normalleşmenin problemli olduğunu düşünüyor, ne gevşek para politikasına devam etmek dışında bir seçenek bulamıyor ve büyüyen yan tesirleri görmezden geliyor. Doların değer kaybetmeye devam ettiği sürece enflasyon ve faiz beklentilerinin bozulacağını biliyor, ancak enflasyondaki artışın geçici olacağını söyleyerek geçiştiriyor. Bu tablo enflasyondaki artışın yıkıcı olma olasılığını arttırıyor. Bir an için doların yüzde 10 kadar değer kaybettiğini varsayalım, sermaye piyasalarındaki ortalama yükseliş mevcut şişkinlik nedeniyle bu oranın altında kalır iken bazı hayati emtialardaki yükseliş çok daha yüksek olabilir, enflayon ve faiz beklentilerindeki bozulma riskten kaçışı gündeme getirebilir. Bu durumda Bernanke haklı çıkabilir, riskten kaçınma eğiliminin paniğe dönüşmemesi önlenemez ise enflasyon korkusunun yerini deflasyon alır ve küresel krizde ikinci dip hareketi, pare ve maliye politikasının daha da gevşetilmesini gerektirebilir ve ipin ucu iyice kontrolden çıkabilir… Farklı ekonomilerin kendi çıkarları gereği aldığı kararların piyasalara müdahale anlımanı geldiğini dikkate alır ve uzlaşmanın aksine çıkar çatışmalarının ön plana çıktığını hatırlar isek tehlikenin büyüklüğünü daha iyi anlarız.
 

Avrupa Merkez Bankası enflasyonda ikincil etkilerden kaçınmak için euronun güçlü kalmasını istiyor ve sözel ve örtülü müdahalelerinde bu hedefe öncelikle dikkate alıyor. Sorunlu üyelerin borçlanma ihalelerinin kazasız atlatılması herhalde tesadüfen olmuyor! Petrol üreticisi ülkeler ise gelişmelere göre üretim düzeyine müdahale edecekleri sinyali vererek kendi çıkarları lehine müdahale ederek beklentileri etkiliyorlar. Ayrıca gelişmekte olan ekonomilerde para politikasında yaşanan sıkılaşma ve sıcak paraya karşı olumsuzlaşan tavrı unutmamak bunların küresel ekonomi üzerindeki etkilerini hesaba katmak gerekiyor. Diğer taraftan olumsuzlaşan rekabet koşulları, bozulan gelir dağılımı, zorunlu ihtiyaç maddelerindeki yükselişin yarattığı yoksullaşma eğilimi gibi sorunlar hiç gündeme gelemiyor… Gelişmiş ekonomiler önceliği saadet zincirinin kırılmasını önlemeye verirken, gelişmekte olanların bundan sonra yaşanacak dalgalanmalara karşı dirençlerini attırma çabası içinde olması risk algılamasında tsunami benzeri hareketler yaşanması ihtimalini arttırıyor. Bu koşullar içinde insan sormadan edemiyor: “Çılgın projelerin zamanı mı?” Seçim koşullarına bağlı kısır rekabet ortamında çok şey söyleniyor sonrda unutuluyor… Ancak kısır çekişmelerin acilen yapılması gerekenleri aksatması veya yapılmaması gerekenleri devreye sokması saçınılmaz olarak insanlığın geleceği üzerindeki ipoteği büyütüyor. Bunları görmezden gelip, kısa vadede para kazanmaya çalışan finansal piyasalar ise sergiledikleri hayal tacirliği ile sorunların ağırlaşmasına en çok katkı yapanlar liginde siyasilerle yarışmaya devam ediyorlar…
 

Doların değer kaybı, başta altın ve petrol olmak üzere etmia piyasalarının yükselişi, faaliyetdışı gelir yaratmak üzere varlık değerlerinin yükselişe zorlanması yönündeki çabalar küresel krizde ikinci dalgaya davetiye çıkarıyor 2008 yılı ilk yarısındaki fiyat düzeyleri ve eğilimleri hatırlar isek tehlikenin büyüklüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Gelişmiş ekonomilerin yaşanacak olumsuzlukları önleme veya hafifletmek adına bir şeyler yapabileceğini düşünerek kendinizi aldatmayın, onlara güvenerek hesap yapmayın!.. Gerçekleri değiştirmek gündemi farklılaştırmak kadar kolay olamıyor!..

M.Uğur CİVELER

Dünya Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Mahfi Eğilmez: Gayrimenkul Çılgınlığı

Çılgın projenin nereye yapılacağını tahmin edenler güzergâh üzerindeki arsaları kapışmaya başladılar.   Lale soğanı ilk kez Kanuni Sultan Süleyman zamanında...

Kapat