Kollektif Yanılma?

Piyasa ile MB arasındaki uyuşmazlık sürüyor. Bu uyumsuzluk MB’nın geçtiğimiz yıl yeni politika uygulamasına geçmesiyle başladı.

 
Bunu takiben, piyasada yılın ilk yarısında ekonominin ciddi anlamda ısındığı, enflasyon riski olduğu ve faiz artırımına gidilmesi gerektiği yönünde bir toplu görüş oluştu. Piyasa yazılan raporlarda MB’nın deneysel uygulamalarına son vermesi ve eski politikalarına geri dönmesi gerektiğinin sıklıkla altı çiziliyordu.
 

MB ise yayınladığı raporlarda ve ekonomi notlarında içinde bulunulduğumuz süreçte neden geleneksel politikalar yerine yeni bir politika dizayn ettiğinin altını çiziyordu. Bu politika’nın dayanakları:

 
+       2009 global krizinin ardından dünyada yeni bir düzen şekilleniyor. Gelişmiş ekonomiler ciddi anlamda yavaş büyürken gelişmekte olan ekonomiler belirgin şekilde hızlı büyüyor. Bu da sermayenin yönünü gelişmekte olan ekonomilere çeviriyor.
+       Global görünümde sermayenin yönünün değişmesinin gelişmekte olan ülkeler için iki anlamı var  
           — Bazı ülkelerde enflasyon riski oluşuyor 
           – Bazı ülkelerde sermaye kredi kanalıyla iç talebi artırarak cari açık sorunu yaratıyor (Türkiye gibi)

 
1- Dolayısıyla MB’nın politika dizaynı yaparken baz aldığı gerçek: Sermayenin yönü + kalitesi (vadesi) ve Türkiye ekonomisinde ne türden bir anomali yarattığı.
2- İkinci ana nokta ise iç ve dış talep arasındaki belirgin fark idi. İç talep sermaye girişiyle beraber hızlanırken, dış talep global sorunlar çerçevesinde oldukça kırılgan seyretmekteydi. Bu da yüksek ithalat düşük ihracatla sonuçlanmakta ve cari açığı tetiklemekteydi.
3- Bu ortamda, tek bir faiz oranı ile hem iç dengeyi hem dış dengeyi sağlamak mümkün değil. 
         * Sermaye girişlerinin yavaşlaması için kısa vadeli faizlerin düşük kalması gerekiyor
         * Fakat bu düşük faiz ortamının da aynı zamanda enflasyon riski yaratmaması lazım
         * Dolayısıyla da MB bu iki farklı dengeyi (finansal istikrar+fiyat istikrarı) sağlamak için  birden fazla politika aracına ihtiyaç duydu. (munzam karşılıklar-faiz koridoru ve haftalık politika faizi)

 
Piyasa, yılbaşından bu yana artan gıda ve petrol fiyatları nedeniyle, bu politika uygulamasının işe yaramayacağı ve ciddi bir enflasyon riski olduğundan endişe ediyordu. MB ise tam aksine iç talep koşullarının şuan enflasyon yaratmadığının altını çiziyor ve global taraftaki endişesini dile getiriyordu.
 

Rakamlar şuana kadar MB’nı destekler nitelikte:
 

1- 2010 sonunda enflasyon %6.4 idi. Son açıklanan rakamlara göre enflasyon %6.7.
2- TL’deki değer kaybı son 8 ayda %25. Fakat ekonomide henüz kriz olmadı.
3- Bu değer kaybı henüz enflasyona da yansımış değil. Çünkü Türkiye hala daha potansiyelinde (trendinde) büyümüyor ve iç talep (ısınmanın aksine) enflasyonist bir baskı yaratmıyor. Maliyetteki artışlar tüketiciye kolay kolay yansıtılamıyor ki enflasyon halen daha %6-7 bandında.
4- Çekirdek enflasyona önümüzdeki vadede 3-4 puana yakın yansıması bekleniyor (MB’nın açıklamalarına göre)  fakat buna rağmen  piyasada enflasyon beklentileri halen önceki beklentilere benzer %7-7.5 arasında.
5- Piyasada tahvil faizi yaklaşık 6 aydır ortalama %9 civarında dalgalanıyor.
6- Bunca zamandır faiz artışı beklenmesine rağmen bonoya 16.6 milyar TL’lik yabancı girişi olmuş.
7- MB’nın beklediği şekilde Türkiye ekonomisinde görece yavaşlama başlarken, global tarafta PMI gibi göstergeler ekonomilerin büyüme hızlarının yavaşladığını işaret etmekte. Yani dış dengedeki sorunlar MB’nın son 3-4 aydır öngördüğü şekilde daha da belirginleşiyor.
8- Buna karşılık MB tüm bu politikaları anons ederken ara hedef olarak kredileri yavaşlatmayı amaçlamaktaydı.
         + TL Krediler 2010 sonu yıllık artış %33, 22 Temmuz verisi yıllık artış %33
         + Döviz Krediler 2010 sonu yıllık artış %32, 22 Temmuz verisi yıllık artış %34
 

Dolayısıyla kredilerde ivmenin durduğunu görüyoruz. Henüz yavaşlamadan bahsedemeyiz. Fakat ekonomideki yavaşlama sinyalleri (sanayi üretimi, kapasite kullanımı, mevsimsellikten arındırılmış ithalat vs) kredilerde de yavaşlamanın olacağına işaret ediyor. Yine de yıl sonunda krediler yavaşlasa dahi cari açık/GSYH’nin en iyimser tahminle %8-9’lar civarında olması beklenmeli. Dolayısıyla cari açığı MB politikaları ile zaten çözmemiz mümkün değildi, bunu MB da ifade ediyordu fakat en azından finansal riskler kontrol ediliyor – şuana kadar da bu başarıyla yapılmış gözüküyor. (cari açığın yapısal sorun olması ve esas olarak üretim modelinin değişiyor olmasını burada tartışmayacağız).
 

Son 3-4 yıl…

 
1- MB 2009 krizi öncesinde, hızlı analizler yaparak doğru aksiyonlar almıştır.
2- Cari açıkla ilgili gidişatı piyasalardan çok daha önce tahmin edip önlemler almaya çalışmış ve TL’deki değer kaybının bir anlamda daha yumuşak geçmesine olanak sağlamıştır.
3- Enflasyon konusunda genele baktığımızda haklı çıkmıştır.
4- Son 3-4 ayda global tarafa ilişkin kaygılarında haklılık payı yüksektir, global veriler de bu tedirginliği doğrular. 
5- Piyasaya bakacak olursak, yılbaşından bu yana MB’nın hatalı olduğunu eleştirirken 200-300 baz puan faiz artırımı beklemiş şimdi de yarın ki toplantıda faiz indirimini tartışmaya başlamıştır.
 

(Burada beklentimizi yinelemekte fayda var: MB’dan yarınki toplantıda öncelikle faiz koridorunu daraltmasını %1.5 olan borçlanma faizini %5 seviyesine yükseltmesini bekliyoruz, politika faizinde ise ilk aşamada değişim beklemiyoruz. Döviz munzamda da değişiklik olursa şaşırtıcı olmaz)
 

Geldiğimiz nokta:

 
–   GSYH’nin %10’una yaklaşmış bir cari  açık ve %25 değer kaybetmiş bir paramız var fakat ekonomide şu aşamada hiç bir ekonomist, doğru olarak, “kriz” sözcüğünü ağzına dahi almıyor (durumun riski tartışalamaz bile).
–   Çünkü Türkiye bu durumu global koşullar bu derece dengesizken dahi sürdürebiliyor.
–   Enflasyonda da henüz korkulan gerçekleşmedi.
–    Demek ki bir takım politikalar, çokça eleştirilmesine rağmen, Türkiye’yi sanıldığından daha dayanıklı kılıyor.
  

Gizem Oztok Altınsac
Economist – Garanti Securities

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Merrill Lynch, Vob’a Katıldı

Vadeli İşlemler ve Opsiyon Borsası’nın üye sayısı bir yeni üyenin katılımıyla 99′a yükseldi.   VOB’dan konu ile ilgili yapılan açıklamaya...

Kapat