IMF’nin Türkiye Değerlendirmeleri

 

IMF’nin IV. Madde değerlendirmeleri çerçevesindeki Türkiye Raporu geçtiğimiz günlerde yayımlanmıştı. Türkiye ekonomisinin dış dengelerinde önemli kırıganlıklar olduğunu işleyen rapor, resmi çevreler tarafından alelacele, “işte faiz lobisi” söylemleriyle gündem dışına itilmeye çalışıldı.
 

IMF’nin Türkiye ve gene olarak hemen bütün gelişmekte olan piyasa ekonomilerine bakış açısının “yüksek faiz” ve “sermaye hareketlerinin serbestliğine” dayandırıldığını; Türkiye ekonomisinin de 2001 krizi öncesi ve sonrasında IMF programları aracılığıyla bir yüksek faiz ve ucuz ithalat cennetine dönüştürülerek, spekülatif-yönlü büyüme cenderesine sıkıştırılmış olduğunu bu satırlarda defalarca vurgulamış idik. Dolayısıyla, hükümetin “yüksek faiz karşıtı” değerlendirmelerine sempatiyle bakmakla birlikte, asıl kaygının IMF raporunda dile getirilen dış dengesizliklerin ve kırılganlıkların ucuz iktisat popülizmi yoluyla göz ardı edilmesine yönelik olduğunu tespit etmekten de geri duramıyoruz.
 

IMF Raporu daha ilk paragrafında “sert” bir durum değerlendirmesiyle açılmaktadır: 
 

“2008-09 krizi ertesindeki dinamik geri dönüş, üretimi kriz öncesine göre çok daha yüksek bir düzeye getirmiştir. Ancak, gevşek makroekonomik politikalar ve rekabet açığında oluşan büyük gedikler, yurt içi talebin kredi-finansmanına ve ithalata dayalı olarak aşırı genişlemesine yol açmıştır. Kısa dönem borçlanma ve diğer oynak finansman biçimlerine dayalı cari işlemler açığı yükselmiştir. Türkiye’nin 2001 sonrasında zorluklarla biriktirmiş olduğu dayanıklılık, son dönemdeki dengesiz büyüme neticesinde zayıflamış durumdadır.”

 
                                                                                                                            ***
 

Türkiye ekonomisindeki dış dengesizlikler, özetleyerek aşağıdaki tabloda aktardığımız üzere, IMF Raporu’nun 15. sayfasında net bir şekilde sergilenmektedir. Derlediğimiz veriler, Türkiye ekonomisinde gerek şirketler, gerekse de hanehalkları kesiminin net finansal varlıklarında ve döviz pozisyonlarında 2008 krizi öncesine görece sert bir bozulma olduğunu belgelemektedir. Özellikle şirketler kesiminin döviz pozisyonunda gözlenen bozulma dikkat çekicidir. Bu bozulma, kuşkusuz, kısa vadeli dış borç stokundaki üç sene içerisinde dolar bazında neredeyse iki misline varan sıçramanın ve cari işlemler dengesinde milli gelire oran olarak iki misli artışın bir diğer yansımasıdır. 
 

                                                                                                                             ***
 

Türkiye ekonomisi 2010 ve sonrasında küresel ekonomideki ucuz kredi bolluğuna dayanarak yeni bir spekülatif büyüme konjonktürüne sürüklenmiştir. Türkiye’nin 1990- sonrası iktisadi tarihçesi bu tür konjonktürel büyüme dalgalarının nasıl hüsranla sonlanmış olduğuna dair örneklerle doludur.

IMF Raporu, daha ikinci paragrafında bu sorunu (bizim gözleyebildiğimiz kadarı ile belki de ilk kez) 
 

“sermaye girişleri bol iken büyüme güçlü seyretmekte; sermaye hareketleri yön değiştirdiğinde ise ekonomi daralmakta, Türkiye’yi genişlemedaralma çevrimlerine mahkum etmektedir”
 

sözleriyle itiraf etmektedir. Sorun artık “faizlerin yükseltilip, yükseltilmeyeceğine” dayalı kısa dönemli istikrar sorusunu çoktan aşmış, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir ve küresel finans sermayesinin dayatmalarından bağımsız bir ekonomi politikası izlemesinin artık giderek olanaksızlaştığı bu yapının sorgulanmasına dayanmıştır.  

 
Erinç YELDAN

 

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
SPK Anketi: Katılımcıların %46′sı Dolarda Değişim Beklemiyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) beklenti anketinde, katılımcıların yüzde 46′sı ABD dolarına ilişkin değişim beklemediği yönünde görüş bildirdi. 6 aylık ve yıllık beklentilerde...

Kapat