IMF mi? Strauss-Kahn mı? Tecavüz mü?

IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın bir otel görevlisine cinsel tecavüz girişiminde bulunduğu iddiasıyla New York havaalanında uçaktan indirilip gözaltına alınması okyanusun iki yakasında şok dalgalarına yol açtı.

Fransızlar 2012 başkanlık seçimlerinde Sosyalist Parti’den aday olması beklenen Strauss-Kahn’ın, suçsuzluğu kanıtlansa dahi, artık bu yarışta yer almayacağını düşünmeye başladılar bile.

Bir kısım Fransızlar buna ulusal bir utanç konusu olarak bakarken, bir kısmı da Strauss-Kahn’a bir tuzak kurulmuş olabileceğine işaret ediyor.

Hatta bazıları Amerikalıların püriten ahlakçılıklarıyla bu işi biraz abartmış olabileceklerini bu yüzden de –kendi aralarında “şampanya sosyalisti” diye adlandırsalar da — Strauss-Kahn’ı hemen damgalamamak, siyasi kariyerini de yargısız infazla ipe çekmemek gerektiğini söylüyor.

Tartışma kısa süre sonra Fransa ile Amerika arasında kültürel bir “pot is calling the kettle black” yani “tencere dibin kara seninki benden kara” yarışmasına dönüşürse şaşırmamak gerek.

İşin doğrusu Fransız basını politikacıların özel hayatına karışmamak konusunda yıllardır net bir çizgiyi takip ediyor. (Konu taciz ve tecavüz olunca elbette durum farklı.) Buna karşın Amerikan basını politikacıların özel hayatını hallaç pamuğu gibi atmaya bayılıyor.

Bu yüzden de gün olmuyor ki gazeteler yeni bir skandalla çalkalanmasın. Hatta öyle ki, bazen kimin hangi skandala karıştığını bile akılda tutmak zor.

Ama yine de Bill Clinton’ı Monica Lewinski ile ilişkisi; bu yüzden de onu koltuğundan etmeye çalışan dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich’in tam da o sıralarda bir Kongre çalışanı ile aynı durumda olduğunun ortaya çıkması seks skandallarına verilebilecek en “esaslısından” bir-iki örnek.

Aslında örnekleri daha da çoğaltmak mümkün: Havaalanı tuvaletlerinde uygunsuz davranışlara giren politikacılar, dağa yürüyüşe gidiyorum diyip de günlerce sevgilisiyle ortadan kaybolan eyalet yöneticileri, sevgilisi cinayete kurban gittiği için yok yere töhmet altında kalan Kongre üyeleri, evlilik dışı ilişkisi ortaya çıkınca sevgilisinin kocasına sus payı olarak usulsüz ödemeler yapan Senatörler…

Ne ararsanız var!

Skandallar sadece politikacılarla da sınırlı değil. Özel sektördeki yöneticiler de sık sık gazetelere malzeme oluyor. Şirketler yöneticilerinin, çoğunlukla da erkek çalışanlarının karıştığı seks skandalları yüzünden milyarlarca dolarlık tazminat davalarını kaybediyor.

Hatta bazen bu skandallar “Ay inanmıyorum!!” dedirtecek iddiaları bile içeriyor.

Mesela alın size, New York’taki bir hedge fonunu hedef alan seks skandalı… S.A.C. adlı fon için çalışan Çin asıllı Andrew Tong, patronu Jing Tiang’ın, kendisine zorla kadınlık hormonu verdiğini ve yine zorla kadın kıyafetleri giydirdiğini söyleyerek 2007 yılında cinsel taciz davası açmıştı. Davacı, patronunun kendisine agresif erkek davranışlarından sıyrılıp “daha itaatkar, daha dikkatli bir çalışan” olması için kadınlık hormon verdiğini iddia ediyordu.

Bundan daha tuhaf seks skandalı olur mu? Olmaz. Umarım da olmaz.

Peki Amerika’da neden bu kadar seks skandalı oluyor?

Amerika’da daha çok olmuyor, sadece Amerika’da tacize uğradığını düşünenler, bunu dile getirdiklerinde utandırılmayacaklarına, kendilerini daha da güç durumlara koymayacaklarına inandıkları için ortaya çıkabiliyor. Yani Amerika’da buzdağının görünen ucu neyse, buzdağının boyu da o… Yani en azından ona yakın…

Tacizin her türü yasak. Yasaklar konusunda da zorunlu bir “bilinçlendirme” çabası var.

Yasalar gereği her şirket, her federal daire yeni işe başlayan herkese “cinsel tacizi önleme” eğitimi veriyor.
Bu eğitim seminerlerinde çalışanlar hangi söz ve eylemlerin cinsel taciz olarak addedildiğini, başlarına böyle bir durum geldiğinde ne yapmaları gerektiğini öğreniyor. Yöneticiler de aynı eğitime tabi… Ama onlarınki biraz daha detaylı, mesela onlara çalışanlarından biri bu tür bir şikayetle kendisine geldiğinde atması gereken adımlar da öğretiliyor.

Hatta “Geçmiş zaman, ben o dersi aldım ama unutmuşum” bahanesine kimse sığınmasın diye, belirli aralıklarla da bu eğitimler tekrarlatılıyor.

Şirketler sadece bu eğitimle de yetinmiyor, bir de üstüne “cinsel taciz” sigortası alıyorlar. Böylelikle başlarına olmadık davalar açıldığında kurumun geleceğini tehlikeye atmaktan kurtuluyorlar.

Şimdi Fransızlar başı daha önce iki kez daha seks skandalı nedeniyle derde giren Dominique Strauss-Kahn yüzünden Amerikalıların püriten ahlakçılığına burun kıvırabilirler. Ama Fransa’daki cinsel tacizi önleme yasasının kapsam bakımından Amerikan yasalarından biraz daha dar olduğu söylenebilir. Fransız yasası sadece “amir ile memur” ya da “işveren ile işçi” arasındaki tacizi tanıyor, “aynı mevkide çalışanlar arasındaki” tacize değinmiyor. Dolayısıyla mağdurları koruma bakımından Amerikan yasasının gerisinde kalıyor.

Türkiye’de de yeni Borçlar Kanunu da patronları cinsel tacizi önlemekle yükümlü kılıyor. Ama şirketler bu konuda nasıl bir bilinçlendirme çalışması izliyor, merak ettim doğrusu — en az Dominique Strauss-Kahn’ın durumunu merak ettiğim kadar?

Melek Çağlar
Voice of America

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Piyasalara Struss-Kahn Darbesi

Borsaların zaten bu haftaya gevşek bir açılış yapması bekleniyordu.  Cuma akşamı Wall Street’de belirginleşen kötümserliğin ardında yatan iki neden, yani...

Kapat