Güven Sak: i-Pad Kabını Geçemeyen Yerli Otomobil Yapamaz

Fikri mülkiyet hakları konusunda ne yapacağına karar verememiş bir ülke, üretimde katma değerini arttıramaz.

 
Bu günlerde bizi bir yerli otomobil markası çıkartma merakı sarmış durumda. Bu da bizim memleketteki sağ popülizmin bir başka tezahür biçimi bana kalırsa. Eskiden ağır sanayi hamlesi vardı. Sonra Jet Fadıl araba üreteceğim dediğinde konunun gönül telini derin derin titretebildiği belli olmuştu. Şimdi en son aşamadayız: “Nasıl yaparız?” diye milletçe bir yol arıyoruz. Olur mu? Neden olmasın? Ama nasıl olabileceği üzerinde düşünmeden ortada dolanmamakta fayda var. Bugün ilk noktayı koyayım, tartışma sürecine ben de dahil olayım.

 
Söylenecek birçok laf var. Bugünün konusu şöyle olsun: Fikri mülkiyet hakları konusunda ne yapacağına karar verememiş bir ülke, üretimde katma değerini arttıramaz ve de ithalat bağımlılığını azaltarak, yerli otomobilini üretemez. Yanlış ayakla dansa başlarsanız, bir türlü ritmi tutturamazsınız. Yanlış yerden işe başlarsanız, birkaç kocaman şirketi zengin eder ama otomobili üretemezsiniz. Üretebilecekken üretemezsiniz. 

Kaymağı Apple yiyor
Son günlerde ülkeleri ikiye ayırmak gerektiğini düşünüyorum: Etrafta bir i-Pad üreten ülkeler var, bir de i-Pad kabı üretebilen ülkeler. Türkiye ne yazık ki halen ikinci gruba dahil ülkelerden biri. Çin de öyle. Bana öyle geliyor ki, üretim kapasitesi i-Pad kabı üretimini aşamayanlar, yerli otomobili de zor üretirler. Burada ne demeye çalıştığımı açayım; öyle ya, Çin’in kendisi otomobil üretebiliyor. Geçen gün Apple şirketinin i-Pad ve i-Phone üretiminde küresel tedarik zincirinin yerini anlatan bir çalışma okudum. Buna göre standart bir i-Pad üretiminde, satış bedeli, üzerinden asıl parayı Apple şirketi kazanıyormuş. i-Pad’in en alt modelinde, satış fiyatının yüzde 30’u Apple şirketine kalıyormuş. Yeni geliştirilen i-Phone 4 modelinde ise satış bedelinin yüzde 58’i Apple şirketine kalıyor. Aslında her iki malın üretiminde de Kore, Japonya, Tayvan ve Çin gibi bir dizi ülkeden geçen bir değer zinciri söz konusu. Değer zincirini inşa eden Amerikan Apple şirketi malı götürüyor. Kore’den LG ve Samsung, görüntü ve hafıza kartlarını üretiyormuş. Satış fiyatı içindeki payları yüzde 5 ila yüzde 7 arasında. Tayvan, ABD ve Japonya’dan diğer tedarikçilerin satış fiyatı içindeki payı yüzde 1 ila yüzde 2 arasında kalıyor. Çin yalnızca işçilik nedeniyle satış fiyatının yüzde 1,8’i kadar bir paya sahip, ödenen yalnızca emek bedeli. Böyle bakıldığında ben ABD’yi birinci, Çin’i ise ikinci kategoride bir ülke olarak görüyorum. Dikkat edin, ikiden bire öyle direkt bir geçiş imkânı da bulunmuyor. “Hadi bakalım i-Pad yapalım” deyince birden i-Pad üreticisi olunmuyor. 1980’lerin başında aynı ligde olduğumuz Kore tasarlayıp, çalışıp, birinci lige çıkıyor. 

Neden yenilik olmuyor
Peki, Amerikan şirketi Apple ne yapıyor? Kuş mu konduruyor? Evet öyle yapıyor. Apple ve diğer yüksek teknolojili üreticiler katma değeri en yüksek faaliyetlerini evin dışına pek çıkartmıyorlar. Neden böyle yapıyorlar? Bu şirketler, fikri mülkiyet haklarını en iyi nerede koruyabileceklerini bildikleri için, ürün tasarımı, yazılım geliştirme, üretim yönetimi, pazarlama gibi değer zincirinin katma değeri en yüksek halkalarını kendi ülkelerinin, ABD’nin, dışına pek çıkartmıyorlar. O vakit, malın esasını hep Apple şirketi, daha uzun bir süre için götürmüş oluyor. Şimdi Türkiye’deki otomotiv üretiminde de benzer bir durum söz konusu. Burada da Türkiye’de üretilen bir otomobilin satış fiyatı içinde Türkiye’de sağlanan katma değer sadece 250 ila 300 euro civarında. Durum aynı durum yani.
Böyle bakıldığında, “Yerli otomobil üreteceğim” diye ortaya çıkanın, “Bunu kim yapmak ister” diye sorarak işe başlaması yanlıştır. Başlangıçta “Bu ülkede neden yenilik olmuyor?” diye merak etmek ve işe yatırım ikliminden başlamak gerekir. Eğer Çin ve Hindistan gibi milyarlık ve de tüketime aç bir pazara komuta etmiyorsanız, ilk işiniz fikri mülkiyet hakları konusundaki düzenlemeyi yapmak olmalıdır. Türkiye’nin kendi otomobilini üretebilmesi meselesinin nasıl düşünülmesi gerektiğine devam edeceğim. İlk nokta şudur: Fikri haklar güvence altında olmalıdır ki, yaptığımız buluş kolaylıkla taklit edilemesin. Türkiye önce üç buçuk küçük merdiven altı işletmeyi mi, yoksa küresel rekabet gücüne sahip çağdaş şirketleri mi tercih ettiği konusunda açık bir fikre sahip olmalıdır. Merdiven altı işletmeler olsa olsa i-Pad kabı üretebilirler. Onlarla olsa olsa otomobillere yerli güneşlik üretimi olur.

Güven Sak

Radikal Gazetesi

 

 
 
 
 
 
 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
LiderForex: 11 Ekim 2011 Sabah Analizi

EUR/USD ANALİZ Haftanın açılış gününde ABD borsalarının tatil olması ve hafta sonu yapılan toplantı sonucu Euro bölgesine güvenin geçici olarak...

Kapat