Fatih Özatay: Sıfır Reel Faiz Meselesi

Bankalardaki mevduatın milli gelire oranı şu andaki düzeyinde değil de 1980 öncesindeki düzeyinde kalsaydı ne olurdu?
 

Biraz geçmişe gideyim: Bankalardaki toplam mevduatın milli gelire oranı 1970-79 döneminde ortalama yüzde 14.5 düzeyindeydi. Bu değer 1980-89 döneminde yüzde 18.7, 1990-99 döneminde ise yüzde 23.2 oldu. 2007 yılında aynı oran yüzde 43.3, 2009 yılında ise yüzde 55.8 düzeyindeydi.
 

Önümüzdeki birkaç yılı, yani kısa vadeyi düşünün. Türkiye’nin en önemli ekonomik sorunu ne? Yanıtı oldukça basit: Cari işlemler açığı çok yüksek ve bu yüksek açık neredeyse tümüyle kısa vadeli sermaye girişleri ile finanse ediliyor.

 

Tasarruflar yetmiyor

  
Kısa vadeyi bir tarafa bırakıp orta-uzun vadeli düşününce ortaya çıkan temel sorun da çok farklı değil: Türkiye’nin potansiyeli, gelişmiş ülkelerle arasındaki gelir farklılığını kapatmaya yetmiyor. ‘Potansiyel’ derken, son elli yılın, son 30 yılın ya da son on yılın ortalama büyüme hızından söz ediyorum. Hangi dönemi alırsanız fark etmiyor; yüzde 4.5 civarında bir büyüme karşımıza çıkıyor. Bu hızın üzerinde büyüdüğümüz yıllarda cari işlemler açığı rekor kırıyor. Çünkü potansiyelimizin üzerine çıkmak için başkalarının tasarruflarına ihtiyaç duyuyoruz. Kendi tasarruflarımız büyüme hızımızı arttırmaya yetmiyor.
 

Kısacası, kısa döneme baksanız da, vazgeçip yüzünüzü uzun döneme döndürseniz de karşınıza bir cari işlemler açığı sorunu çıkıyor. Bunu biraz deşince ise sorunun temel nedenlerinden biri olarak yurtiçi tasarruf düzeyimizin yetersizliği hemen kendini belli ediyor.
Yazının ilk paragrafındaki rakamlara döneyim. 1980 öncesi dönemde, bankacılık sistemindeki toplam mevduatın milli gelire oranının ne kadar düşük olduğu, sanırım dikkatinizden kaçmamıştır. Zamanla bu oranın yükselmeye başladığı gerçeği de. Bir noktayı hatırlatayım: 1980 öncesi mevduat dışında pek bir tasarruf aracı yok (altın dışında). Oysa şimdi mevduat dışında tasarrufları değerlendirebilecek farklı mali araçlar var. Yine de bu basit karşılaştırma bile, içinde bulunduğumuz dönemde, 1980 öncesi ile kıyas bile kabul etmeyecek düzeyde, bankaların kredi olarak açabilecekleri önemli miktarda kaynakları olduğunu gösteriyor.

 
1980 öncesine dikkat
  

Sorular şunlar: Bankalardaki mevduat, (milli gelire oranla) şu andaki düzeyinde değil de 1980 öncesindeki düzeyinde kalsaydı ne olurdu? Türkiye aynı hızla büyüyebilir miydi? Ya da aynı hızla büyüse, cari işlemler açığı acaba şu andaki rekorunu ne ölçüde gölgede bırakırdı?
  

Peki, buraya kadar anlattıklarımın ve bu soruların yazının başlığı ile ilgisi ne? Yanıt, 1980 öncesindeki dönemin temel özelliklerinden birinde gizli: Mevduat ve kredi faizini devlet belirliyor. Örnek: 1974-1977 döneminde bir yıllık mevduat faizi yüzde 9, altı aylık faiz ise yüzde 6 düzeyinde. Yıllık faiz 1978’de yüzde 12’ye, 1979’da ise yüzde 20’ye yükseltilmiş. Bu yılların enflasyon oranlarını veriyorum şimdi: 1974-1977: Yüzde 20.6, 1978: Yüzde 49.6, 1979: Yüzde 56.5. Kısacası, saptanan faizler enflasyon düzeyleri ile karşılaştırıldıklarında oldukça düşük düzeydeler. Yani, reel faizler sıfırın altında.
 

Soru şimdi şu: O dönemdeki çok düşük mevduat düzeyi ile reel faizlerin sıfırın altında olması ilişkili mi? Reel faizler sıfırın altında değil de sıfır düzeyinde olsa sonuç değişir miydi? İlk sorunun yanıtı, “Elbette, yakından ilişkililer” şeklinde. İkinci sorunun yanıtı ise “Sonuç değişmezdi” biçiminde. ‘Sıfır düzeyinde reel faiz’e bir de bu açıdan bakmakta yarar var.

Fatih ÖZATAY

Radikal Gazetesi

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Mahfi Eğilmez: Mario ve Euro

Euronun geleceği Mario’ya, Mario’nun geleceği euroya bağlı görünse de her ikisinin de geleceği şimdilik Yunanistan’a bağlı.   Sonunda Mario Draghi...

Kapat