Fatih Özatay: Enflasyonda Gelişmeler

Enflasyon kasım ayında belirgin biçimde yükseldi. Bir yıl öncesinin aynı ayına kıyasla tüketici fiyatlarındaki artış hızı yüzde 9.5 oldu. Yılsonu enflasyonunun ne yazık ki yüzde 10′un biraz yukarısında gerçekleşmesi bekleniyor. 2011 sonu hedefinin yüzde 5.5 olduğu hatırlanırsa, hedeften önemli biçimde sapıldığı anlamına gelecek bu gelişme. Enflasyondaki bu yükseliş eğilimi 2012′de de sürer mi?

 
Kasım ayındaki yıllık üretici fiyat artış hızı ise yüzde 13.7 oldu. Üretici enflasyonunun tüketici enflasyonundan belirgin biçimde yüksek çıkması ve bu yüksekliğin bir süredir devam ediyor olması nedeniyle bazı karamsar yorumlar yapıldı. Tüketici fiyatları üzerinde bu nedenle maliyet baskısı oluşacağı ve tüketici enflasyonunun daha da yükselme eğilimine gireceği belirtildi. Bu yorumlara katılmıyorum.

  
ÜFE-TÜFE farkı

 
İki endeksin hesaplanma biçimleri farklı. Üretici fiyat endeksine giren malların fiyatları vergisiz fiyatlar. Tüketici fiyat endeksine giren malların fiyatları ise tüketiciye yansıdığı biçimde; vergili. Bu nedenle vergi dışındaki maliyet unsurlarındaki değişimler üretici fiyatlarını daha fazla oynatıyorlar.

 
Geçmiş veriler, üretici enflasyonu ile tüketici enflasyonlarının hareketlerinin benzer olduklarını ancak üretici enflasyonunun çok daha geniş bir dalga boyutunda dalgalandığını gösteriyorlar (Grafik 1). Birkaç rakam: Ocak 2004-Kasım 2011 döneminde ortalama üretici ve ortalama tüketici enflasyonları arasında bir fark yok: Sırasıyla yüzde 8.7 ve yüzde 8.3. Oysa üretici enflasyon yüzde eksi 3.75 ile yüzde 18.4 arasında dalgalanırken, tüketici enflasyonu yüzde 4 ile yüzde 12.1 arasında dalgalanmış. Üstelik aralarında belirgin bir ‘önden gelme-arkadan gitme’ ilişkisi de yok. Farklı bir ifadeyle, bugün üretici fiyatları artıyor diye yarın tüketici fiyatlarının artacağını söylemek üzere yeteri kuvvette bir istatistiki ilişki yok; büyük ölçüde beraber hareket ediyorlar.

 
Bir not da enflasyonun iki haneye yaklaşmasına ilişkin: Yakın dönemde de enflasyonun iki haneye ulaşır gibi yapıp hedeften önemli ölçüde saptığı yıllar var. Mesela 2006′da hedef yüzde 5 iken gerçekleşme yüzde 9.7, 2008′de hedef yüzde 4 iken gerçekleşme yüzde 10.1 oldu. Ama bu yüksek enflasyon düzeyleri kalıcı olmadı. Elbette geçmişte yüzde 10 dolaylarındaki enflasyon düzeylerinin kalıcı olmaması bugünkü yüzde 10′luk düzeyin de kalıcı olmamasını garanti etmez. Olduğunu iddia etmek saçmalık olur.

 
Geçmişten bugüne

 
Fakat geçmişten de öğrenilecekler var. O dönemlerde enflasyondaki yükselişin kalıcı olmamasının bazı ana nedenleri vardı. Birincisi, dönem dönem kalitesinden şüphe etsek de ana eğilim olarak bakıldığında maliye politikası disiplinliydi. İkincisi o dönemlerde amacı net olan bir para politikası vardı ve bu amacı çerçevesinde ne yaptığı anlaşılabiliyordu. Bu ana nedenlerin dışında dönemsel unsurlar da rol oynadılar. Mesela 2008′deki yükselişten sonra gelen düşüşte krizin önemli bir etkisi oldu zira yurtiçi talep oldukça düşük bir düzeydeydi.

 
Bugüne geldiğimizde ise durum şu: Maliye politikası yine disiplinli. Elbette disiplinin sağlanmasında hâlâ kalite sorunu var; zaman zaman yüksek oranlı vergi artışları yapılabiliyor ve bunlar da enflasyonu yükseltiyor. Ama bu bir seferlik artışlar enflasyon bekleyişlerini bozmadıkça enflasyon dinamiği üzerine kalıcı bir olumsuz bir etki yaratmıyorlar. Buna karşılık, 2010′un son aylarından itibaren Merkez Bankası’nın uyguladığı döviz kurunu yükseltme politikasının enflasyona olumsuz etkisi oldu. Bu olguyu temel enflasyon göstergelerinden net biçimde belirlemek mümkün.

 
Temel göstergeler ile ölçülen enflasyon, 2010′un son aylarından bu yana kesintisiz olarak yükseliyor. Temel göstergeler arasında Merkez Bankası’nca en çok kullanılanları H ve I göstergeleri. H göstergesine göre 2010′un Ekim ayında yüzde 3 olan enflasyon sürekli arttı ve Kasım 2011′de yüzde 8.5′e çıktı. I göstergesi ile ölçülen enflasyon ise aynı dönemde yüzde 2.5′ten yüzde 8.2′ye yine kesintisiz biçimde yükseldi (Grafik 2).

 
Üstelik I göstergesi, tüketici enflasyonunun Kasım ayında iki haneli rakamlara yaklaşmasının arkasındaki temel neden olarak belirttiğim, gıda fiyatları ile vergi ayarlamalarından etkilenen alkollü içecekler ve tütün mamullerinin fiyatlarını dışlıyor. Her iki temel gösterge ile ölçülen enflasyonun bu kadar yükselmesinin arkasındaki temel neden olarak döviz kurundaki artış ile hızlı iç talep artışını göstermek mümkün.

 
2012

 
Enflasyonun bundan sonra izleyeceği yol açısından yine bu iki unsur belirleyici olacak. Orta vadeli programa göre 2012 yılında büyüme oranımız yüzde 4 olacak. OECD ise yüzde 3 olarak tahmin ediyor 2012 büyüme oranımızı. Bu tahminlerin, gerçekleşmelere göre yüksek kalmaları ihtimali az değil. Avrupa’daki gelişmelere bağlı olarak ekonomimizin küçülme olasılığı bile var. Büyüme oranımızın 2011′e kıyasla önemli ölçüde düşecek olmasının enflasyonu da düşürücü yönde etki yapacağı açık.

 
Buna karşılık, döviz kurundaki gelişme büyük olasılıkla enflasyon açısından olumlu yönde olmayacak. 9 Aralık’taki zirvede aksine bir karar alınmazsa, Euro Bölgesi’ndeki bankaların (mevcut bilanço büyüklüklerini koruyacaklarsa) Haziran 2012 sonuna kadar sermayelerini 106 milyar avro kadar artırmaları gerekiyor. Sermaye artışının bir kısmı yerine, bankaların önemli bir kısmının bilançolarını küçültmeleri bekleniyor. Bu durumda, Avrupa’daki bankalardan yüklü miktarda kredi kullanan yükselen piyasa ekonomilerinin olumsuz yönde etkilenmeleri söz konusu olacak. Yüksek bir cari işlemler açığına sahip olan ve dolayısıyla yüksek miktarda finansmana ihtiyacı olan Türkiye açısından bu gelişmenin anlamı, liranın değer kaybetme baskısı altında kalacağıdır. Bu durumda döviz kurundaki artış enflasyonu da artıracaktır.

  
Bu koşullar altında enflasyondaki artış eğiliminin kalıcı olacağını düşünmüyorum. Zira döviz kurunu artırarak enflasyonu yükseltecek yönde baskı yapacak gelişmeler (Merkez Bankası politikaları sonucunda oluşacak baskılar dışında), büyüme hızımızı düşürerek enflasyonu aşağıya itecekler. Net etki sonucunda oluşacak enflasyon, muhtemelen 2011 sonu – 2012 başında göreceğimizden daha yüksek bir enflasyon olmayacak.
 

Peki, yüzde 5 olan 2012 hedefi tutabilir mi? Bu sorunun yanıtı döviz kuru ile yakından ilgili. Yukarıda, döviz kurundaki gelişmenin büyük olasılıkla enflasyon açısından olumlu olmayacağını belirttim. Ama Avrupa Merkez Bankası başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin merkez bankaları yeni bir parasal genişleme operasyonu başlatırlarsa, küçük olasılık devreye girer; lira değerlenme baskısı altında kalarak enflasyonu artırmayacak biçimde hareket edebilir.
 

Kısacası, 2012′de enflasyona ne olacağı Avrupa’da yaşanacaklar ile yakından ilgili. Buraya kadar söylediklerim çerçevesinde, olağanüstü gelişmeler yaşanmadıkça, 2012 sonu enflasyonunun yüzde 10′un üzerinde olma olasılığı yok. Yüzde 5′e yaklaşması da az ihtimal. Bu arada bir yerde, ama nerede olacak? 9 Aralık’ta Avrupalı liderlerin toplantısından çıkacak kararlardan sonra yeni bir değerlendirme yapmak gerekiyor.
 

Fatih ÖZATAY

Dünya Gazetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Seyfettin Gürsel: Enflasyonla Başımız Dertte

Esas endişelenilmesi gereken, yüzde 10′luk psikolojik eşiğin aşılmış olması değil enflasyonun yapısal katılığı.   Bugün Avrupa’yı durgunluğun ve dağılmanın eşiğine...

Kapat