Fatih Özatay: Çin Üzerine Karamsar Yorumlar

Tüketmeyen bu ülkede çok hızlı artan yatırımlarla oluşturulan kapasiteyle üretilecek ürünleri kim alacak?

 
Herkes Avrupa ile uğraşıyorken Çin ekonomisindeki gidişatın gidişat olmadığına dair son zamanlarda konunun uzmanlarından önemli uyarılar geliyor. Son üç hafta içinde bu tür dört tane yazı okudum. Sözünü edeceğim birinci yazı Bloomberg’in internet sayfasında 19 Aralık tarihinde çıktı. Yazıda Çin’deki bankaların kredi risklerinin açıklanan değerlerden daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor. Kredi riskinin temel nedenlerinden biri şu: Küresel krizden mümkün olduğunca az etkilenmek için yerel yönetimler büyük inşaat yatırımlarına giriştiler. Bu yatırımlar çeşitli yöntemlerce finanse edilse de sonuçta risk bankacılık sektöründe.
 

Roubini de uyardı

 

İkinci uyarı Nouriel Roubini’den geldi. Çin’de konut ve arsa fiyatlarında oluşmaya başlayan düşüşün hızlanması halinde, yerel yönetimlerin aldıkları borçların önemli bir kısmını ödeyemeyeceklerini belirtiyor. Satılmayan inşaat metrekaresinde belirgin bir artış eğilimi oluştuğuna vurgu yapıyor. Bunun da bankalar açısından önemli bir sorun yaratacağına dikkat çekiyor. Temel senaryosunda önümüzdeki birkaç yıl içinde bu sorun büyük bir bankacılık krizine dönüşmüyor. Ama Çin ekonomisinin giderek daha yavaş büyüyeceğini düşünüyor. 2010’da yüzde 10.4 olan büyüme oranının 2012-13’te yüzde 7 dolaylarına, 2014’te ise yüzde 5.4’e düşeceği tahminini yapıyor.
 

Üçüncü uyarı, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) eski başekonomisti hocam Yılmaz Akyüz’ün. İktisat ve Toplum dergisinin birkaç hafta önce gün yüzüne çıkan on üçüncü sayısında ‘Küresel Kriz ve Yükselen Ekonomilerde Büyüme ve İstikrar: Çift Şeritli Yol mu, Yoksa Yolun Sonu mu?’ başlıklı önemli bir yazısı yer aldı. Dördüncü uyarıyı ise Nobel iktisat ödülü sahibi Paul Krugman 18 Aralık’ta New York Times’taki köşesinden yaptı.

 

Bu son iki yazı Çin ekonomisinde giderek derinleşen ve sürdürülemez bir biçim alma yolunda hızla ilerleyen şu temel soruna dikkat çekiyor: Çin ekonomisi hızla büyüyor. Bu büyümeye karşın Çin’de tüketim harcamalarının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı sadece yüzde 35 düzeyinde ve ‘normal’ bir ekonomidekinin çok altında. Yılmaz Akyüz şu rakamları veriyor: 2008’e kadar Çin’de özel tüketim yılda ortalama yüzde 8’in altında büyürken milli gelir yüzde 10.5 oranında artmış. Aradaki talep boşluğu da yılda ortalama yüzde 25 büyüyen ihracat ve buna bağlı olarak yüzde 13 dolayında büyüyen yatırımlar ile kapatılmış. 

 
  Ürünleri kim alacak?

Kısacası Çin, milli gelir artışı ile tüketim artışı arasındaki açığı ihracat ve yatırım ile kapatarak hızla büyümeye çalışıyor. Bugüne kadar başarılı oldu da. Sorun şu ki ABD ekonomisinin yavaşça toparlandığı, Avrupa’nın ise sorunlarla boğuştuğu ve bu nedenle uzunca bir süre eski büyüme hızını yakalayamayacağı bu ortamda, geçmişteki ihracat performansına ulaşması zor görünüyor Çin’in. Kaldı ki toparlansa bile, konut balonunun oluştuğu dönemdeki tüketim artış oranlarının ABD’de bir daha yaşanması zor görünüyor. Bu nedenle de Çin’in ihracat artışının eskisi kadar olamayacağına dikkat çekiliyor.
 

Tüketmeyen bu ülkede çok hızlı artan yatırımlarla oluşturulan kapasiteyle üretilecek ürünleri kim alacak? Ek olarak yazının girişinde sözünü ettiğim ve yerel yönetimlerce yürütülen büyük bir inşaat faaliyeti var. Bu faaliyet ucuz ve bol banka kredisi ile finanse ediliyor. Kısacası Çin’de önemli bir balonun oluştuğundan ve patlamasından korkuluyor. Elbette Çin’in karışması şimdilik bir olasılık. Karışmayabilir de. Üstelik karışsa bile bunun zamanlamasını kestirmek mümkün değil. Özellikle ABD’den saçılan likiditenin 2012’de geri çekilmeyeceği ve FED’in faiz arttırımına başlamayacağı göz önüne alınınca. Ancak bu uyarılara da önem vermek gerekiyor.
 

Fatih ÖZATAY

Radikal Gazetesi

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Kudret Ayyıldır

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
LiderForex: 22 Aralık 2012 Forex Piyasası Sabah Analizi

EUR/USD ANALİZ İspanya'nın yeni başbakanı Mariano Rajoy, bakanlıkların sayısını 13'e düşürerek, ülkenin demokrasi tarihindeki en az sayılı Bakanlar Kurulunu oluşturdu....

Kapat