Enflasyon İlk 6 Ayda ‘Çift Hane’, Dövizde Oynaklık Sürecek

ING Bank Baş Ekonomisti Sengül Dağdeviren Türkiye’de enflasyonun ilk altı ayda yüksek olacağını, çift rakamlı seyrini sürdüreceğini söyledi. Tüm dünyanın çok uzağı gören bir dönemde olmadığını belirten Dağdeviren, enflasyon için şöyle konuştu:
 

“Enflasyonda iki haneli rakamı gördük. Önümüzdeki altı ayda da iki haneli rakamlarda kalmamızın ihtimali oldukça güçlü. İNG Bank olarak çok hızlı artışlar beklemiyoruz. 10 ile 11 arasındaki bir dalgalı seyir bizi yılın ikinci yarısına kadar götürebilir. Merkez Bankası’nın (MB) önümüzdeki dönemde de şu andaki yüksek olan ancak bir koridor içinde yürüttüğü faiz politikasını sürdüreceğini düşünüyoruz. Yılın ikinci yarısında Türk Lirası’nda istikrarlı bir eğilim bekliyoruz.  Yıl sonu için yedinin altına gelen bir enflasyon bekliyoruz. Önümüzdeki yılın sonunda enflasyonun yüzde 6.8 olmasını tahmin ediyoruz.”
 

Sengül Dağdeviren, döviz kurundaki dalgalanmaya ilişkin görüşünü ise şöyle açıkladı:
“Biz genel olarak döviz kurunda bir istikrar görüyoruz. Döviz sepeti olarak bakmak lazım. İNG olarak euro’nun yılın ilk yarısında, hatta ilk çeyreğinde 1.25’lere gidebileceğini düşünüyoruz.

 
Şu anda 1.30’lardayız. Bu aslında şu anda piyasaların çok denemediği bir dönem olacak. Dünyanın buna da alışması gerekebilir. Ne zaman euro düşse gelişmekte olan ülkelerden kaçış oluyor ve bizim gibi ülkelerin para birimleri baskı altında kalıyor. Ama bu baskıların çok kalıcı olmayacağını düşünüyorum. Oynaklığa engel olamıyorsunuz çünkü dünya çok karışık.”

 
2012’nin dünya açısından çok olumlu beklentiler taşımadığını ve belirsizliklerin devam ettiğini kaydeden Dağdeviren, buna karşın yılın ikinci yarısında olumlu gelişmelerin de yaşanabileceğini belirtti.

 

Dağdeviren, “Avrupa’da çok hafif bir belirlik ortaya çıkacak. Ama bu Avrupa’yı büyük bir olasılıkla önümüzdeki yıl negatif büyümeden kurtaramayacak. Biz İNG olarak euro bölgesinde bu yıl da negatif büyüme bekliyoruz. Ancak halihazırda atılmakta olan adımların arkasının yavaş yavaş gelebileceğini, yılın ikinci yarısından itibaren beklentiler de bir iyileşme olabileceğini ve dolayısıyla da tüm dünyaya, en önemlisi de bu, Avrupa krizinin yansımayacağını tahmin ediyoruz” dedi.
 

‘Türkiye’de bankaların sistematik riski yok’

 
Türkiye’de sistemik risk var mı?

 
2001’de kendi krizimizi yaşadık ve Avrupa’nın şu anda yapamadığı bir çok şeyi yaptık ve büyük bir temizlik oldu. Güçlü bir düzenleme sistemi de kurduğumuz için şu anda Türkiye hem 2008 ve 2009 krizlerinden çok hızlı toparlandı hem de güçlü bir bankacılık sistemimiz var. Evet firmaların ve bireylerin borçları var ama Türkiye’de bankacılık sisteminin sistemik riski düşük. Sistemik riskten kastımız banka batışlarına kadar gidebilecek bir tetikleme.

 

Türkiye’de böyle bir risk iki nedenle yok. Bir bankacılık sektörünün sermaye yapısı çok güçlü, iki çok sıkı düzenleme var. Bankacılık sisteminde döviz açığı pozisyonu yok. Kredilerde hızlı bir büyüme oldu ama mevduat tabanında krediler kadar olmasa da bir genişleme var.
 

İleriye yönelik olarak da, 2012 büyümesinde de dünya hangi koşulda olursa olsun, bankacılık sektörünün duruşu Türkiye ekonomisini destekleyecek.
 

Altına ilişkin görüşünüz nedir?

 

Altın fiyatlarının artıyor olmasının iki nedeni var. Biri dünya ekonomisinindeki büyümeye dair belirsizlik. İkincisi de dünyadaki likidite miktarı. Bu ikisinin seyrine bağlı olarak altın fiyatları çok ciddi olarak etkileniyor. Son dönemdeki düşüşün nedeni aslında bir likidite çekilişi olmadı ama herkes nakitte duruyor.

 
Dünyada para var ama kenarda duruyor. İleriye bakıldığında euro değer kaybettiğinden dolar değer kazanıyor. Bu bir süre altının değer kazanmasına engel olabilir ama çok güçlü sert düşüşler bu dünya görünümünde muhtemel gözükmüyor.
 

‘Bu yıl kredi büyümesinin yüzde 13 ile yüzde 17 arasında olmasını bekliyoruz’

    
Türkiye cari açığını yönetebiliyor mu?
 

Cari açığın yarısı enerji. Dolayısyal ithal enerji sorununuzu çözmeden cari açık konusunda çok güçlü yapısal bir şey yapmak mümkün değil. Onun ötesinde kalan kısım için yapılabilecek çok önemli yapısal önlemler var. Biri Türkiye’de hep konuşulan tasarruf açğının yüksekliği. Bunun iki bacağı var. Biri bireylerin tasarruf eğilimleri. Bu konuda son günlerde gündeme gelen kredilerin hızlı gelişmesinden kaynaklanan özel tasarrufların düşmesi olgusu var, ama burada şunu unutmamak lazım bireylerin tasarruf oranlarının gelişmesine baktığımızda dünyadaki istatistikler diyor ki bir ekonomi büyüdüğü zaman tasarruf oranları da iyileşiyor. Yani tasarruflar kişi başına düşen gelir ile doğrudan ilişkili. Bu şu demek ülkeniz katma değeri yüksek bir büyüme modelini sürdürebiliyor mu? Mesele sadece bankacılık sisteminin kredilerinin büyüyor olması değil, yapısal baktığımızda işin özünde geldiğimiz nokta verimli çalışmak. Bunun için emek verimliliğini de sermaye verimliliğini de koyabilirsiniz. Bunu destekleyici, ithal enerji bağımlılığını azaltıcı adımlar ve bunun da ötesinde tasarruf kültürünü destekleyici adımların atılması bence orta ve uzun vadede ülkemizin yapması gereken şeyler. Bu yüzden cari açık sorunu da orta ve uzun vadeli bir sorun. Aslında Merkez Bankası’nın yapmak istediği o hızlı çıkışın 6 – 7’lerden 10’a doğru yanaştı, bunun hızını kesmek. Yoksa yapısal olarak sorunu çözmek değil.

 
Tasarruflar nasıl artabilir?
 

Bireysel emeklilik sistemi teşvik edilebilir. Türkiye’ye baktığınızda aslında insanlarda uzun vadeli bir güvence arayışı var ancak gelirini artırdığınız oranda güvence anlayışını da güçlendirebiliyorsunuz. Tasarruf oranları ülkenin kişi başına düşen geliri artıkça gelişiyor. Bir yandan tasarruf bilincini oluştururken bir yandan da ülkede daha verimli ve hızlı bir büyümeyi katma değeri yüksek ürünlerle hedeflemeniz lazım. Bence finansal sisteme olan güven, kayıtdışılıkla olan mücüdale, bunların hepsi tasarruf havuzunu genişletici şeyler.

 
Bankacılık sektörü ekonomide itici güç olacak mı?

 
Bankacılık sektörünün ekonomide itici güç olması dünya ekonomisinin görünümüne çok bağlı olacak. Biz şu anda bu konuda ılımlıyız. Evet finansman kanalları açık olacak, kaynak girişi olacak ama akın akın bir Türkiye’ye kaynak girişi için şu anda konuşmak biraz fazla iyimserlik olur.
 

Çünkü gelişmekte olan diğer ülkelere de kaynak girişinde çok iyimserlik yok. Şu anda herkes çok yüksek ortamlarda biraz nakitte duruyor. Dolayısıyla ilk yarı yıl dünya piyasalarında kesinlikle biraz çalkantılı geçebilir. Çok süreç geçeceğimiz için o yoğun sermaye akımının 2010 – 2011’deki sermaye akımının olacağını tahmin etmiyoruz. O yüzden de bankacılık daha çok büyük bir kaynak sıkıntısı yaşamayacak ama reel ekonomik aktiviteye paralel, yüzde 2.6 büyüme öngörümüz var.

 

Yüzde 12 – 13 civarında gayri safi yurtiçi hasılanın büyümesi var. Bankacılık yüzde 13 ile 17 arasında bir kredi büyümesi yaşayacak. Ama çok kaynak akımı ve ekonomiyi daha da hızlandırma gibi bir senaryo için şu anda konuşmak çok mümkün değil.   (Milliyet)

 

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Ali Ağaoğlu: Merkez’in Politikasının Yan Etkileri…

Merkez Bankası dün ard arda dördüncü gündür forex piyasalarına ‘doğrudan’ müdahale etti. Aralık ayının son haftasında ‘normal gün-istisnai’ gün diye...

Kapat