Büyük Durgunluk Sürerken TC Merkez Bankası

Önce 2011’in güncel tespitlerini bir kez dana anımsayalım:

 
• Küresel kapitalizmin büyük durgunluk diye de adlandırılan 2008 sonrası krizi yeni bir yavaşlama evresine sürüklenmiş durumda.  2011’de yüzde 4.5 büyümesi beklenen dünya ekonomisinin büyüme hızı son öngörülere göre yüzde 3’ün altında olacak.
 

• AB ülkelerinde yaşanan yüksek hacimli borç yükü sonucunda bu borçların çevrilmesi için daha yüksek faiz oranlarını gerekli kılmakta, bir yandan da enflasyonist baskıları körüklemekte.  Ancak, yüksek faiz baskısı ve enflasyon tehdidi finansal varlıkların değerlerini erittiği için finans sermayesi açısından kabullenilemez bir olgu olarak durmakta.  Küresel finans dünyasının derecelendirme kuruluşları ve “piyasa yorumcuları” panik halinde güvenilir liman arayışı içinde…
  

• Türkiye’nin makro ekonomik dengeleri son derece sarsılmış durumda.  Türkiye’nin milli gelirine oran olarak yüzde 10’a ulaşması beklenen dış açığı, içeride tasarruf yatırım açığı olarak ortaya çıkmakta.  Tamamen özel sektör kaynaklı bu dengesizlik ile mücadele etmenin araçları ise ana akım (neoliberal) iktisat öğretisinde henüz geliştirilebilmiş değil.
 

                                                                                 ***
 

2008 küresel krizinin merkez bankacılığı açısından en büyük dersi tek başına fiyat istikrarını gözetmenin genel anlamda makro ekonomik istikrarı sağlamaya yetmeyeceği gerçeğiydi.  Sadece fiyat istikrarına odaklanmış, enflasyon hedeflemesiyle sınırlandırılmış merkez bankası politikaları, finansal sistemde oluşan aşırı risk ve finansal varlık fiyatlarındaki köpüklerin yarattığı istikrarsızlık ile mücadele edememekteydi.  “Serbest” piyasaların, uluslararası finans şebekesinin derecelendirme kuruluşları ve diğer kurumları aracılığıyla kendi kendini denetleyebileceği beklentisi ise açıkça boş çıkmıştı.
 

Bu derece net olmasa da, bu tespitlerin giderek yaygın kabul görmesiyle birlikte TC Merkez Bankası da geçtiğimiz Kasım ayından başlayarak politika araçlarını daha genel anlamda finansal istikrarı gözetmeye yönelik biçimde zenginleştirme yoluna gitti. Bu amaçla TCMB politika faizi ve (kabaca merkez bankasının kısa vadeli borç verme ve borç alma faizi arasındaki farktan oluşan)  faiz koridoru politikalarının yanına bir de zorunlu karşılık oranları aracını ekledi.
 

TCMB 2010’un son aylarından başlayarak sıcak para sermayesi girişlerini dizginlemek için politika faizlerini düşürmeyi, iç piyasada talep artışından kaynaklanacak enflasyonist baskıları dizginlemek için de zorunlu karşılık oranlarını yükseltmeyi denemekteydi. Yurt dışı sıcak parayı caydırmak üzere ayrıca faiz koridoru geniş tutularak, piyasalara kontrollü ölçüde belirsizlik yansıtılmaktaydı.  Geçtiğimiz hafta sonunda olağanüstü toplanan Para Politikası Kurulu’nda ise faiz oranında (yüzde 0.5) gerileme; döviz satım ihaleleri yoluyla döviz likidetisinin arttırılması ve (borçlanma faizinin yükseltilerek) faiz koridorunun daraltılması hedeflendi.
 

Bu kararlar “piyasa oyuncuları” tarafından kuşkuyla karşılandı ve TCMB’nin piyasalarda belirsizlik ve güvensizlik doğurduğu ve hatta “U – dönüşü” şeklinde hareket ettiği biçiminde yorumlandı.  “Piyasa yorumcularına” göre MB, beklenmedik politika çıkışlarıyla piyasaları tedirgin etmekteydi.
 

MB’nin kararlarını doğru yorumlayabilmek için her şeyden önce MB’nin amaçlarının doğru algılanması gerekmektedir:  TCMB geçtiğimiz Kasım ayından bu yana ulusal ekonomide finansal istikrarsızlığın ana unsuru olarak küresel ekonomide aşırı bollaşan kısa vadeli sıcak paranın Türkiye finans piyasalarına büyük hacimlerle yönelmesi tehdidini  görmekteydi.  Son PPK toplantısında ise finansal istikrarsızlığın ana unsurunun daha çok dış açığın (cari işlemler açığının) düzeyi ve küresel ekonomide beklenen yavaşlamanın yaratacağı sermaye girişlerinin azalması sonucu döviz fiyatlarında aşırı oynaklık tehdidi olarak değerlendirilmekte olduğu anlaşılmakta.

 
***
 
MB’nin daha aktif olarak finansal istikrar hedefine odaklanıyor olması bağlamında, zaman içinde finansal istikrarsızlığın kaynaklarının biçim değiştirmesi nedeniyle, merkez bankası politikalarının da aktif biçimde sert yön değiştirmesini gerekli kılacaktır.  Kanımızca MB’nin finansal istikrar hedefine daha aktif olarak odaklanması kendi içerisinde tutarlı ve doğru bir yaklaşımdır.  Ancak, gene kanımızca, MB’nin politika araçlarını daha doğrudan ve sıcak para işlemlerinin kaynağını hedefleyen finansal işlem vergisi, sermaye hareketlerinin doğrudan kontrolü/denetim altına alınması gibi tedbirlerle doğrudan kontrol altına almaya çalışması daha doğru ve verimli bir yaklaşım olacaktır.
 

Son gözlem olarak, “piyasa oyuncularının” MB’den, 2008 öncesi dönemde olduğu üzere, sadece fiyat istikrarına ve enflasyon hedeflemesine odaklanarak, geri kalan her türlü finansal aktiviteyi piyasanın kendi güdümüne bırakacağı günler artık geride kalmıştır.  Bir gerçek son derece açıktır: küresel kapitalizmin dizginleşmemiş finansal işlemlerinin ve merkez bankalarının herşeyi piyasaların tahakkümüne terk eden edilgen konumunun 2008 ve sonrasında yaşananların ardından tekrar gündeme gelemeyeceğinin anlaşılması gerekmektedir. Bu gerçeğin finans sermayesinin yürütücülerince de kabullenilmesi, küresel kriz sonrasında şekillenmesi olası yeni finansal üstyapının da daha sağlıklı işlemesini kolaylaştıracaktır.

Erinç YELDAN

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
Ziraat Yatırım: Vob’da Yükselişin 66.350 Hedefli Sürmesi Beklenebilir

Kontratın güne yükselişle başlaması sonrasında 65.125 ara direnç seviyesini hedeflediğini izledik. Günün ilk yarısında 65.125 ara direnç seviyesini test edemeyen...

Kapat