Bu Krizde Biraz Islandık Ama Sel Olmayacak!

Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Taner Berksoy Türk ekonomisine hükümetten daha çok güveniyor. Ona göre kamu maliyesi sağlam, cari açık mesele ama küresel durgunluk sebebiyle o da azalacak, enflasyon baskı altında değil. “Dolayısıyla kriz teğet geçer, ama az biraz teğet geçer” diyor. Yeter ki krizi yönetirken doğru önlemler alıp, sorumlu açıklamalar yapabilsin hükümet yetkilileri!

  
Üç haftadır krizle yatıp, krizle kalkıyoruz. 20 Temmuz’da ilk huzursuz eden açıklama AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli’den geldi; “Kötü haberi veriyorum” diye başladı sözlerine, “Kara bulutlar görünmeye başladı. Dünya büyük krizlerle karşı karşıya kalacak. Bunun Türkiye’ye de olumsuz etkileri olacaktır. O yüzden tedbirli olun, elinizde ne varsa tutun, fazla harcamayın!” Sanki gelecek eleştirileri duyar gibi son bir cümleyi de ihmal etmedi; “Biz toz pembe bir tablo çizmiyoruz, gerçekleri konuşuyoruz.” Yine de açıklama çok sertti, herkes bir irkildi! Aynı gün bu kez Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dan yine uyarıcı, aslına bakarsanız ürkütücü bir açıklama geldi: “Ciddi riskler kapımızda. Son derece ihtiyatlı gitmeliyiz!”

 

Bu süreçte Avrupa ve ABD merkezli kriz, iyice alevlenmişti. Tüm dünyada borsalar yüzde 3’er, 5’er düşmeye, dolar ve euro fırlamaya, altın rekor üstüne rekor kırmaya başladı… Başbakan Erdoğan’dan tam bir hafta ses çıkmadı, ardından rahatlatıcı bir açıklama yaptı; “Kriz bu sefer Türkiye’yi teğet bile geçmeyecek.” Herkes biraz gevşedi, ta ki 11 Ağustos’ta yine Başbakan’ın demecine kadar; “Araba ve lüks ev almayın, israf etmeyin!” Herkesi yine aldı bir telaş! Hangi söze güvenilir ki böyle bir karmaşada?.. Üstelik ertesi gün yine Babacan’ın Ankaralı sanayicilere yaptığı bir konuşma basına yansıdı. Laf biraz toz duman eder cinstendi; “Otobanda tam gaz giderken tek şerit toprak yola geçtik, hızımızı buna göre ayarlamamız lazım.” Tercüme edelim kısaca, ‘Durgunluğa hazır olun!’ Herkesin kafası iyiden iyiye karıştı.

 
2008 gibi sert olmaz!
 

Ben sadece karmaşa ve paniği hissettim, bire bir endeks takip eden biri değilim, sıradan bir vatandaştan biraz daha iyi bilirim ekonomiyi hepsi o. Ama döviz arttıkça, aklıma seçim öncesinde söyleşi yaptığım Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Taner Berksoy’un sözleri geldi; “Türk ekonomisi ısındı, devalüasyon tehlikesi var!” demişti. O günlerde bu uyarı üzerine pek çok arkadaşıma öneride bulunmuştum, “Paranız varsa dolar alın” diye… Vallahi mahçup etmedi Berksoy! Yine aradım, bu kez bu toz duman arasında ekonomik gerçekleri sormak için…

 

Berksoy hepimizden daha sakin, önce onu söyleyeyim. Türkiye’ye ve ekonomiye güveniyor. “Yeter ki hükümet ve ekonomi kurmayları krizi doğru yönetebilsin. Türkiye ekonomisi sıfır sorunlu değil, ama bu sorunlardan büyük çaplı bir kriz üremez” diyor. Peki ya süreci yönetirken hata yapılırsa?.. Zaten ona göre birkaç hata yapıldı bile… “Dünyada kriz varken, yapacağınız açıklamalara dikkat etmelisiniz. Önce önlemini alıp sonra açıklama yapmanız lazım. ‘Kara bulutlar var, yağmur yağacak, aman ıslanmayın’ diye bas bas bağırıyorsunuz ama şemsiye vermiyorsunuz. Bu açıklamalar tam da buna tekabül etti” diyor Berksoy. Şimdilik biraz ıslandık, biraz daha ıslanma ihtimalimiz var, ama sel olmayacak! Berksoy’a göre bu kriz asla 2008 krizi gibi sert olmayacak. Teğet geçip geçmeme meselesine gelince… Her zamanki gibi yine yoksulu vuracak, orta halli biraz kemer sıkacak, zenginin ise fakirin halinden anlaması yine mümkün olmayacak!
 

-Başbakan bir yandan “Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek” diyor, diğer yandan “İsraf etmeyin, harcamalarınızı kısın, araba ve lüks konut almayın” diyor. Hangisine inanmalıyız? Türkiye’yi önümüzdeki günlerde neler bekliyor?

 
Türk ekonomisinin bir kendi iç dinamiği var, bir de tabii dünya ekonomisindeki gelişmeler var. Ben Türkiye’nin kendi iç dinamiğinin bir kriz yaratmayacağı kanaatindeyim. Yılbaşından beri bunu söyledim, yazdım. Yalnız bu, Türkiye ekonomisi sıfır sorunlu bir ekonomi ve bir problem olmaz anlamına gelmiyor. Sorunlar var ama o sorunlardan büyük çaplı bir kriz üremez.
 

– Daha önceki konuşmamızda “Cari açık bu hızla yırtılırcasına büyürse devalüasyon olabilir” demiştiniz. Nitekim kendiliğinden devalüasyon oldu… Cari açık hâlâ bir sorun mu?
 

Evet… Cari açık bir sorun. Yılbaşından beri büyüyor ama ekonomi yavaşlamaya başladığı andan itibaren yavaşlayacağı da biliniyor. Bu anlamda cari açık bir sorun ama büyük kriz yaratacak bir sorun değil. Onun ötesinde Türkiye ekonomisi, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilere baktığımız zaman görece daha sağlam gibi görünüyor. Bunu da şu anlamda söylüyorum, Türkiye ekonomisinin temel direklerinden biri olan kamu dengesi bu sene yerli yerinde. Yılın ilk yarısında olabilecek en düşük açığı verdi. Burada, gecikmiş vergi borçlarının yeniden yapılandırılması da bir kaynak sağladı, katkı yaptı ama kamu dengesi sağlam.

 

-Bu ne anlama geliyor?

 
Ekonomimizin borçlanma gereği düşük, borçlanma açısından sağlam bir ekonomimiz var. Dünya ölçeğinde diğer ekonomilerdeki temel sorunlardan birinin borçlanma sorunu olduğunu biliyoruz. Amerika ve Avrupa’daki son kaynaşmayı da bu borçlanma sorununun ürettiğini düşünecek olursanız, o taraftan da sağlam görünüyor ekonomimiz. Enflasyon baskı altında… Faiz oranları, görece kendi tarihsel ortalamasına göre oldukça düşük bir düzeyde. Ve Türkiye ekonomisi hızlı büyüyen bir ekonomi. Yılın ilk yarısı sağlam geçildi.

 
-Dolayısıyla kendi içinde, Türkiye’den kaynaklanan bir sorun yok…
 

Evet. Ama dışarıya karşı duyarlı, bir miktar da kırılganlığı var. Kırılganlığı da işte bu cari açıktan kaynaklanıyor. Cari açık son aylarda 7.5-8 milyar dolar arasında bir dış finansman gerektiriyor. Kümülatif olarak baktığımızda 12 aylık 72.5 milyar dolar açığımız var. Bu büyük bir açık. Bunun da iki boyutu var. Birincisi, dışarıdan bize kaynak sağlayacak fonlar tarafından baktığınız zaman bu ciddi bir risk olarak gözlenir ve hep bir duyarlılık yaratır. Bu açığı finanse edecek fonlar gelmediği takdirde veya gelip aniden tekrar geri çıktıkları takdirde çok büyük kriz üretme potansiyelleri var. Bir de tabii, dışarıda risk iştahı azalmaya başladığı zaman birazcık daha sıkıntılı hale geliyor bu durum.
 

Dışarıda risk iştahı azaldı

 
-Ali Babacan, “10 gün içinde 1.5-1.6 milyar dolar çıktı Türkiye’den” diye bir açıklama yaptı… Bu, risk iştahının azaldığını mı gösteriyor?

 
Evet… Gelmek istediğim nokta da bu; dışarıya karşı duyarlısınız. Eğer dışarısı düzgün giderse siz bugünkü ekonomik yapınızla doğru dürüst devam edersiniz. İkincisi de, bunu son günlerde altını çizerek hep söylüyorum, dışarıda bir şey olduğu zaman, yapınız sağlam olduğu için, eğer beklentileri iyi yönetebilirseniz, kriz teğet geçer, ama az bir şey teğet geçer! Eğer bu süreci yönetemezseniz, bir de dışarıda çok büyük olay olursa, geçen defakine benzer, teğet geçmez. Bugün itibariyle baktığınız zaman dışarıda iki büyük olay oldu. Biri, Avrupa’daki borç sorunu neredeyse kronikleşti… Bir ülkenin sorununu hallediyorlar, arkasından diğeri takılıyor, sonra bir diğeri… Adeta tahteravalli oyununa döndü bu. Bu sorunun devam etmesi, zaman zaman tavana vurması yatırımcının risk iştahını azaltıyor.
 

-Risk iştahının azalması bizim açımızdan ne anlama geliyor?
 

Cari açığın, aylık 7.5 milyar dolarlık finansmanını bulmakta çok zorlanacağımız anlamına geliyor. Avrupa böyleyken, bunun üstüne bir de Amerika’da borç limitinin yükseltilmesi konusundaki siyasi çekişmenin uzayıp gitmesi ve olmadık yerde problem çıkması tabii risk iştahını düşürdü, azalttı. Ve biz bu dışarıdaki tirbülanslardan etkilendik açıkçası. Başbakan’ın “Bu kez teğet de geçmez” dediği ortam, o ortamdı.

 
-Teğet geçmez mi gerçekten?

 
Dışarıda bir şey olduğu zaman, içeride onunla ilgili olumsuz beklentileri iyi yönetebilmek lazım. Çünkü bunlar kötü gelişmeler olarak algılanıyor ve içeride de sıkıntı yaratıyor. O dışarıdaki türbülansı da olduğu gibi içeriye taşıyor. Biz bu dışarıdaki türbülansın içeriye taşınmasına ‘bulaşma’ deriz. Bu hastalık bulaşması gibidir. Biz sağlamızdır, gideriz mikroplu bir ortamda otururuz, biri yanımızda hapşırır, hastalık bize de bulaşır. Tedbirimiz de olmadığı için, alırız o hastalığı. Şimdi, dışarıda bir hapşırma, bir gripal durum oldu. Başta sizin de sıraladığınız gibi biz onu çok da iyi yönetmedik. Niye yönetemedik diyorum, orada beklentileri bozucu bir sürü şey oldu. Bir iktidar mensubu, “Dünya daha büyük krizlerle karşı karşıya kalacak. Bunun Türkiye’ye de olumsuz etkileri olacaktır!” dedi. Arkasından Babacan’ın benzer olumsuz açıklamaları oldu…
 

Ekonomi hızla yavaşlayacak

 
-Asıl bugün bir açıklaması var Ali Babacan’ın, “Otobanda tam gaz giderken tek şerit toprak yola geçtik. Hızımızı buna göre ayarlamamız lazım” diyor.

 
Doğru bir benzetme, ona katılıyorum. Ama bunu öngörmeniz ve bunu bana söylemeden hızınızı ayarlamanız lazım. Şu çok anlaşılır bir şey değil açıkçası, daha önce de birkaç kez yapıldı; gökyüzünde kara bulutlar görüyorsunuz, yağmur geliyor belli, elinizdeki şemsiyeyi vereceğinize, bas bas bağırıyorsunuz, “Yağmur geliyor, ıslanmayın” diye… Bu doğru bir şey değil. Babacan’a tamamen katılıyorum, biz yılın ilk yarısında bir otobanda ve yüksek hızda yol alıyorduk, şimdi bu dışarıda oluşan olaylar nedeniyle toprak yola dönmek zorunda kaldık. Ama bunun önlemini siz alırsınız, sonra vatandaşa söylersiniz. Bu arada önemli bir şey oldu, bu benim ne dediğimi anlatabilmem açısından önemli, Merkez Bankası dünya ekonomisinin önümüzdeki dönem problemli olacağını önceden kestirdi ve kendi politikasını tek hamlede değiştirdi. Faiz koridorunu daralttı, birazcık daha gevşek bir politika izlemeye başladı ve gelecek durgunluğu göğüsleyecek politikayı şimdiden üretti. Yani proaktif davrandı. Hiçbir patırtı gürültü çıkarmadan bunları halletti. Hükümet tarafından da bunun yapılabilmesi lazımdı. Ama tam tersi yapıldı. Beyanatlarla problem olduğundan daha büyük gösterildi. Bir anda panik yaratıldı. Bu yüzden büyük bir ihtimalle Türkiye ekonomisi büyük bir yara, büyük bir darbe almaz ama kendi iç dinamiğinin getirdiği bir yavaşlama vardı, bu yavaşlama biraz daha hızlanır!
 

Ne kadar daha hızlanır?
 

Biz yılın birinci çeyreğinde yüzde 11’in üstünde hızla büyüdük, bu sürdürülebilir bir büyüme değildi ama, şimdi bu yavaşladı. Bizim Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) yayınladığı rapora göre, Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde reel olarak hemen hemen hiç büyümedi. Temmuz ayında belki ufacık bir negatif büyüme olabilir diye öngörüyorlar. Dolayısıyla yıl içinde sert bir yavaşlama olacak. 2011 için yıllık olarak öngörüleri ise 6.4’lük bir büyüme. Bu tabii büyük ölçüde ilk üç aydaki yüzde 11’lik büyümeden kaynaklanıyor olacak. Bu arada şu anda içinde yaşadığımız üçüncü çeyrek kritik. Dolayısıyla bizim zaten beklediğimiz yılın ikinci yarısında ekonominin yavaşlamasıydı, şimdi bütün bu olaylar o yavaşlamayı vurgulu bir hale getirecek.

 
Yoksul daha fazla etkilenecek

 
-Ekonomideki yavaşlama vatandaşa nasıl yansır?
 

Ekonominin hızla büyümesi, gelirlerin hızla artması anlamına gelir. Kimisi bu artıştan yüksek pay alır, kimisi az pay alır… Mesela yüzde 10 büyüyen bir ekonomiden yüksek gelirli gruplar çok pay alır ama bu aşağıda küçük gelirli gruplarda da bir kıpırdanma yaratır. Oysa küçülmeye başladığınız zaman, etrafınızdan, kendi gelir grubunuzdan da pay biçin, küçülmeden siz de etkilenirsiniz ama öyle çok hayati bir etkilenme olmaz bu. Belki bazı isteklerinizi almazsınız, belki rüyalarımızı ertelemek zorunda kalırsınız ama o kadar. Öyle kimseye muhtaç hale gelmezsiniz, gelmeyiz… Oysa ekonomi yavaşladığı zaman, küçüldüğü zaman, dar gelirli grup zaten ihtiyaçlarını karşılayamıyor ya da zar zor karşılıyor, ayın sonunu getirmekte zorlanıyor, ekonominin yavaşlaması, negatif büyüme onlar için olumsuz olacaktır. Onların gelirlerini doğrudan etkilediği için… Özetle önümüzdeki dönemde yine sıkışık bir darboğazdan geçeceğiz ama bundan alt gelir grupları daha fazla etkilenecek…

 
Peki 2008’deki gibi olur mu?
 

2008’deki kriz çok sertti. 2008’de de biz yine beklentileri yönetemediğimiz için çok sert şekilde aldık o etkileri… Özellikle alt gelir grupları o krizi çok sert bir şekilde yaşadı. Bu kez de dışarıda bir şeyler oluyor, siz onu içeriye düzgün bir şekilde aktaracağınıza, korku verecek şekilde, “Aman dikkat, çok büyük bir kriz geliyor, harcamayın, tutumlu olun” diye aktarırsanız bu kriz de büyür…
 

Başbakan, “Lüks konut almayın” diyor mesela…
 

Bunu söylemese de olur. Çünkü söylediği zaman ekonomiyi yakından izlemeyenler açısından çok vahim bir şey oluyormuş gibi algılanıyor. Halbuki ekonomimizde bu kadar vahim bir gidişe işaret eden bir gelişme yok. Tamam, dışarıda bir şeyler oluyor, ona tedbir almak lazım ama her şeyi bu şekilde açıklarsanız, gelebilecek negatifliği büyütmüş olursunuz.

 
Hükümet telaşlandı

 
-Hükümet niye böyle olumsuz açıklamalar yaptı peki hocam?

 
Kendileri de telaşlandılar da ondan.
 

-Ama daha önceki krizde telaşlanmak için daha büyük emareler yok muydu? Ona rağmen Başbakan “Kriz bize teğet geçecek” demişti..

 
Böyle bir olayda siz ve ben telaşlansak hiçbir şey olmaz. Biz telaşlandığımızda, bizim telaşımız en fazla çocuklara yansır. “Harcamayın aman çocuklar!” dersiniz, kesersiniz harçlıklarını… Ama ekonominin tepesinde, olayı görmesi gereken biri heyecanlandığı zaman, bu aynen bizim olayı çocuklara yansıtışımıza benzer. Vatandaş olarak tamamen keseriz harcamaları, zaten ekonomide bir yavaşlama ivmesi var, bunu iyice büyütürüz, ekonomiyi yere çakarız. 2008’de olan buydu, 2009’un ilk üç ayında büyümede yüzde 14 gibi bir gerileme getiren buydu. Bakın o döneme, tüketim harcamaları bıçakla kesilmiş gibi, yatırım harcamaları aynı öyle, ekonomi adeta çakılmış yere… Havadaki uçağın içindeki pilotu düşünün, gazdan ayağınızı çekiyorsunuz, motorlar duruyor ve uçak yere çakılıyor. Tıpkı öyle…
 

-Şimdi bu açıklamalar da böyle bir sonuca yol açabilir mi?

 

Dediğim gibi bu kadar vahim değil ama zaten yavaşlama temposuna giren ekonomide bu açıklamalar yavaşlamayı bir miktar daha artıracaktır. Temmuz’da büyük ihtimalle negatif bir büyüme görme ihtimalimiz var. Umarım o çok fazla büyüyüp bütün üç aya yayılmaz ve yılı bizim için daha normal sayılabilecek bir 5-6 büyümeyle bitiririz. Tabii bu gidiş 2012’yi de biraz ipotek altına almış gibi görünüyor. Yani 2012’yi de yavaş geçeceğiz gibi…

 

-O zaman “Kriz Türkiye’ye teğet bile geçmeyecek” sözü doğru bir söz? Algılar açısından…

 

Öyle ama bundan sonrası artık dışarıda krizin nasıl geçeceğine ve bizim onu burada nasıl yöneteceğimize bağlı. Ama çok büyük bir negatif bir şey olmayacak gibi görünüyor. Aslında daha iyi geçirebileceğimiz bir süreci biraz daha kötü geçiriyoruz. Eğer büyüme ivmesini çok kaybetmezsek, bu sürecin olumlu tarafları da var…
 

-Mesela ne gibi?

 
Mesela son dönemin en büyük tehdidi cari açık. Bu bizim kendi ekonomimizin kendi iç motorununun işleyişinin yavaşlamasıyla zaten bir miktar düşecek.

 
-Siz aslında bunu da çok önce, yılbaşında söylemiştiniz. “Cari açık ikinci yarıda düşük olur” demiştiniz…

 
Evet. Şimdi öyle bir yere doğru gidiyor. Çünkü ekonomi yavaşladı mı cari açık da yavaşlar.

 
Türkiye ekonomisinin bağışıklık sistemi sağlam

 
-Son yazılarınızdan birinde kamu borçlarının GSMH’ya oranının yüzde 40’larda olduğunu, bugünün koşullarında bunun öyle başa bela olacak cinsten olmadığını söylüyorsunuz… Şu anda Amerika’da kamu borçlarının GSMH’ya oranının yüzde 100’lerin üzerinde olduğunu biliyoruz. Türkiye ekonomisini güçlü kılan şey bu mu o zaman?
 

İki şey var, 2001 krizi bizim açımızdan ekonominin kendi iç dinamiğinin ürettiği bir krizdi ve berbat bir krizdi. Ekonomi tam anlamıyla yere çakıldı. Olay gelişirken, onun sıcaklığı içinde çok fark etmedik ama çok ciddi bir onarım yapıldı. Bu onarım iki yerde çok düzgün bir şekilde yapıldı. Birincisi, bankacılık sisteminde çürükler tasfiye edildi. Bu maliyetli oldu ama yapıldı. Bankaların uyması gereken kriterler ciddi olarak yükseltildi, bankaların denetimi BDDK’ya verildi, Merkez Bankası bağımsız hale geldi, ki bu çok önemli bir finansal onarımdı… İkinci odak noktası da kamu maliyesiydi. Kamu maliyesinde de denk ve açık bütçeye doğru bir hareket yapıldı ve orada da çok başarılı olundu. Dolayısıyla, 2008 krizi daha yokken, Türkiye’nin kamu alanındaki dengesi ciddi şekilde düzeltilmişti. Ben hep söylüyorum, bunun en ciddi kriteri şuydu, 2006 bütçesi neredeyse sıfır açıklıdır. Bu ne demektir, zaten 2006 yılında borçlanma gereğiniz çok azalmıştır demektir. Oradan bu yana da çok bozulmadı. Dolayısıyla bugüne geldiğimizde iki yer hâlâ çok kuvvetli gözüküyor, birincisi mali sistemimiz güçlü, yani bankalarımızda büyük riskler yok, ikincisi kamu maliyemiz çok güçlü, orada bir borçlanma gereği, bir borçlanma problemimiz yok.
 

-Yani kamu maliyesi çok iyi yönetiliyor diyebiliriz miyiz?
 

Evet. O tarafı çok iyi yönetiliyor açıkçası. Mesela, 2008, 2009 küresel krizinden çıkışın birkaç önemli kriterinden biri büyümeydi, yani çıkıştaki koşma hızınızdı. Türkiye yüzde 11 gibi bir hızla koştu. Bu çok iyi… İkincisi, kamu maliyesi çok dengeli bir şekilde çıktı. Bu da çok iyi. Kamu borç oranı yüzde 42-43 civarında çıktı. Bu da çok iyi… Bu arada Avrupa ve Amerika’daki sorun kamunun borçlanmasından çıkıyor. Bunu da göz önüne alacak olursanız, Türk ekonomisi düzgün bir yerde duruyor. Bütün bunların hepsi dışarıdaki olumsuz gelişmelerin bize bulaşmasını zorlaştıracak şeyler. Bünyemiz güçlü… Gerekli vitaminleri almışız, iyi beslenmişiz çünkü…
 

-Yani bağışıklık sistemimiz, eskilerin tabiriyle immün sistemimiz sağlam diyebiliriz miyiz?

 

Evet, ama o sistemi bozmamak lazım. Her kafadan bir ses çıktığında immünite zayıflıyor. Ama Merkez Bankası’nın bu son hareketinden sonra o da durdu gibi…
 

Kaynak: Vatan Gazetesi/Mine Şenocaklı

Add a Comment

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.

Featuring Recent Posts WordPress Widget development by YD

Önceki yazıyı okuyun:
16 Ağustos 2011 LiderForex Sabah Analizi

EUR/USD ANALİZ Geçtiğimiz hafta piyasalarda görülen sert düşüşlerin ardından yatırımcılar, bugün yapılacak olan Merkel-Sarkozy zirvesine odaklandı. Ancak görüşler Merkel-Sarkozy Zirvesi’nden...

Kapat